Yazar "Aksel, Hesna Serra" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 7 / 7
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe A READING OF JUDAISM THROUGH POST-STRUCTURALIST LENSES(Ilahiyat Bilimleri Arastirma Vakfi, 2019) Aksel, Hesna SerraThere are various, sometimes contradictory, perceptions about definitions or boundaries of Jewishness. For some, Judaism is a nationality or a cultural identity while for others it represents a religious tradition. There is also a common assumption that Judaism was born as a religion, then, gradually grew into a broad formation including culture and nationality. This article is an inquiry into the ways in which we can understand constructions of Jewish traditions and multiple versions of Judaism. I argue that religious texts, practices, law, and thought of Judaism have been produced through and in relation to various structures of power, whether these structures are institutional, cultural, material or discursive. In order to illuminate the inter-articulation of Judaism and forms of power in particular contexts, I employ a Foucauldian conceptualization of power. This post-structural conceptualization of power enables us to illustrate the ways in which practices, thoughts, and perception within religious traditions are constituted in relation to dominant structures within a particular time and place. Based on this post-structuralist thinking, I examine two concepts in two different periods of Jewish history, gender in Roman Period Judaism and Zionism in Europe. Through examinations of these concepts in different time and places, I articulate the ways in which Judaism or Jewishness have been formed in relation to hybrid social constructions during its encounter with various civilizations, cultures, and authorities. Therefore, I argue that a study of Judaism must be attentive to forms of constitutive and regulative forces in a particular era.Öğe A Reading Of Judaism Through Poststructuralist Lenses(2019) Aksel, Hesna SerraThere are various, sometimes contradictory, perceptions about definitions or boundaries of Jewishness. For some, Judaism is a nationality or a cultural identity while for others it represents a religious tradition. There is also a common assumption that Judaism was born as a religion, then, gradually grew into a broad formation including culture and nationality. This article is an inquiry into the ways in which we can understand constructions of Jewish traditions and multiple versions of Judaism. I argue that religious texts, practices, law, and thought of Judaism have been produced through and in relation to various structures of power, whether these structures are institutional, cultural, material or discursive. In order to illuminate the inter-articulation of Judaism and forms of power in particular contexts, I employ a Foucauldian conceptualization of power. This post-structural conceptualization of power enables us to illustrate the ways in which practices, thoughts, and perception within religious traditions are constituted in relation to dominant structures within a particular time and place. Based on this post-structuralist thinking, I examine two concepts in two different periods of Jewish history, gender in Roman Period Judaism and Zionism in Europe. Through examinations of these concepts in different time and places, I articulate the ways in which Judaism or Jewishness have been formed in relation to hybrid social constructions during its encounter with various civilizations, cultures, and authorities. Therefore, I argue that a study of Judaism must be attentive to forms of constitutive and regulative forces in a particular era.Öğe Dawning of Buddhism in the West: Modern and Postmodern Buddhism(Ataturk Univ, Fac Theology, 2020) Aksel, Hesna SerraNumber of those in the West who relate with Buddhist theories and practices in various ways without adapting Buddhism as a religion are rapidly rising. In this research, in order to contribute to a better comprehension of the place Buddhism occupies in the West, we aim to shed lights on the background of the contemporary situation by examining the adaptation periods of Buddhism since it was introduced to the West in the 19th century. First, we discuss reading of Buddhism as a 'rational' and 'scientific' tradition when the modernism had a high prestige and the conditions which caused these modernist readings. Then, we look into the cultural situations both in the West and Asia by pointing out some important people who were effective in this period. The last point we pay attention is new turns since the 1960s and the 'pragmatic' Buddhism as the result of these new turns. As a result, we argue that Buddhism which has been adopted to modern values of the West and pragmatic purposes of post-modern life style easily fit into various life and belief systems.Öğe Deleuzian Conceptualizaion of “Agency”: Muslim Women Questions(2019) Aksel, Hesna SerraMüslüman kadınların İslami gelenekler tarafından bastırılmış mı özgürlüğe kavuşturulmuş mu olduğuna dair pek çok çalışma bulunmakta. Bu çalışmalardan bazıları başörtüsü gibi İslami geleneklerin bir baskı unsuru olarak görürken, bazıları da Müslüman kadınların bu gelenekleri uygularken kendi iradelerini ortaya koyduğunu, dolayısıyla bu geleneklerin bir baskı emaresi olarak görülemeyeceğini savunur. Bu çalışmada, Müslüman kadınların hayatlarının çok yönlü, ilişkisel ve mekân bağlamında şekillendiğini incelememizi sağlayacak, Deleuze felsefisi bağlamında ele alınan irade ve özgürlük kavramlarını kullanmak amaçlanmıştır. Diğer bir ifade ile Fransız filozof Gilles Deleuze tarafından ortaya koyulan ilişkisel ontoloji Müslüman Kadın çalışmalarını sorgulamak için kullanılmaktadır. Bu ilişkisel ontoloji üzerinden, Müslüman kadınların dini söylemler çerçevesinde olumsuz resmedilmeleri sorgulanmakta ve bu kadınların deneyimlerine ve pratiklerine dair alternatif açıklamalar ortaya konulmaktadır. Böylece, Deleuze’in felsefesi bağlamında ele alınan irade ve özgürlük kavramları kullanılarak Müslüman kadınların dini katılım ve uygulamaları üzerinden pasif ve irade göstermeyen kadınlar olarak tasvir edilmesi sorgulanmaktadır. Müslüman kadınların durumsal uygulama ve deneyimlerini keşfedebilecek nitelikte akademik bir bakış açısı önerilmektedir.Öğe Feminist Perspektiften Yahudilik: Bir Yeniden İnşa Girişimi(2021) Aksel, Hesna Serra1960-1970’lerde Kuzey Amerika’da etkinliğini artıran feminist hareket çok geçmeden Yahudi geleneğini de etkilemiştir. Amerika’da toplumsal hayatta kadınların rolü değiştikçe Yahudi kadınlar da kendi sosyal ve dinî hayatlarında varlıklarını sorgulamaya ve eleştirmeye başlamıştır. Bu sorgulama ve eleştirilere akademide giderek artan post-modern araştırma yaklaşımlarının da eklenmesi ile Yahudi feminizmi bugün gelinen noktada bir eleştirel düşünme metodu olarak, Yahudi geleneğini tanrı ve vahiy anlayışı gibi temel ögelerinden başlayarak yeniden ele almaktadır. Kadınların dinî hayata dâhil edilmesinin ötesine geçilerek Yahudi teolojisi ve hukuku en temel yapı taşlarından başlanarak incelenmekte ve kadınların dışlanmadığı bir Yahudilik anlayışı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu feminist yaklaşımlar yeni bir Yahudi cemaati veya alternatif bir Yahudilik anlayışı ortaya koymaktan çok, çeşitli Yahudi grupların kendi anlayışlarını yeniden gözden geçirmelerine neden olabilen bir eleştirel tutum olarak farklı grupları etkilemektedir. Öyle ki feminist eleştirilerin ve okumaların etkisi en geleneksel gruplar içinde dahi net bir şekilde görülebilmektedir. Bu çalışmanın amacı Yahudi feminizminin kadınlar için sosyal ve dinî hayatta eşitlik talepleri olarak başlayıp zaman içinde eleştirel bir akademik yaklaşıma dönüşme sürecini ve Yahudi geleneğini temellerinden ele alarak kadınların marjinalleştirilmediği bir Yahudilik anlayışı veya anlayışları oluşturma çabalarını değerlendirmektir. Feminist hareketin Yahudi dinî gruplar üzerindeki etkisinin anlaşılması daha geniş çerçevede feminizmin din ile ilişkisinin anlaşılmasına katkı sağlayacak ve bu konuda yapılacak yeni çalışmalara zemin hazırlayacaktır. Yahudiler içinde feminizmin ilk etkileri Yahudi kadınların geleneği eleştirerek yaptıkları yayınlar üzerinden olmuştur. Rachel Adler cinsiyetler arası asimetrinin Sina Dağı’ndan başlayarak Yahudi tarihi boyunca var olduğunu tartışmıştır. Judith Plaskow sosyal değişim talebi olarak ortaya çıkan feminist eleştirilerin problemin kaynağı olan Yahudi teolojisine odaklanması gerektiğini savunmuştur. Tamar Ross ise Tevrat’ın kadınlar konusundaki tutumunun ortadan kaldırılması için alternatif Tevrat okumaları önermiştir. Yahudi feminist çalışmaları bunlarla özetlemek mümkün olmamakla beraber Adler, Plaskow ve Ross feminist hareketin öncüsü olan isimlerdendir. Ortak bir feminizm tanımından bahsetmenin mümkün olmaması gibi Yahudi feminist araştırmacıları da tekil bir grup olarak ele almak mümkün görünmemektedir. Farklı yaklaşım ve önceliklere sahip olsalar da Ortodoks, Muhafazakâr, Reform veya Yeniden Yapılandırmacı grupların içinden yazan kadınların hepsi Yahudi kadının gelenek içindeki yerini iyileştirme noktasında ortak bir amaca sahiptir. Bu çalışmada ilk olarak Yahudi geleneğinin feminist düşünce ile karşılaşma evresine değinilmiş ve bu dönemin nitelikleri ortaya konulmuştur. İlk dönemde geleneğin eleştirilmesine neden olan şeyler genelde Halaha’da göze çarpan cinsiyetler arası asimetridir ve bu asimetriyi ortadan kaldırmak için uygulamada bazı değişikliklere gidilmesi talep edilmiştir. Bunun sonucu olarak kadınlar için Talmud çalışma grupları oluşturmak, ibadet dilini güncellemek ve kadınlara özel ritüeller oluşturmak gibi yeniliklere gidilmiştir. İlk dönemin eleştirel tutumuna değinildikten sonra Yahudi feministler arasında Tevrat, rabbani gelenek ve Halaha gibi geleneksel otoritelerin kaynaklarının sorgulanması ve ardından bu otoritelerin ilahi kaynaklı olma iddialarına karşı çıkılması ele alınmaktadır. Tanrı dili ve imgeleri, Tevrat’ın statüsü, Tanrı-insan ilişkisi ve İsrail’in seçilmişliği gibi Yahudi inancını oluşturan temel unsurların şekillenmesinde etkili olan ataerkil yapı açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Geleneğe bağlılığı en yüksek olan Ortodoks gruplar içindeki feministler bile radikal bir şekilde Tevrat’ın ataerkil bir metin olduğunu dile getirmişlerdir. Bu tartışmalar, Tevrat’ın otoritesini Tanrı’dan değil onu oluşturanların toplumsal gücünden aldığı şeklinde sonuçlanmıştır. Ardından kadınların görmezden gelindiği bir tarih ve gelenek problemini çözmek için feminist Yahudilerin ortaya koyduğu yaklaşımlara değinilmektedir. Kadınların dâhil olduğu bir Yahudi teolojisi ve hukuku oluşturmaya çalışırken ilk yapılması amaçlanan geleneğin içinde bulunamayan Yahudi kadınların deneyimlerine dair kayıp parçaların yerlerinin doldurulmasıdır. Bu amaç için en dikkat çeken yöntem disiplinlerarası metotlar kullanarak Talmud, Halaha veya Rabbani metinler gibi dinî kaynakların dışında kalan kaynaklara başvurmaktır. Cinsiyetin temel analitik parametre olarak kullanıldığı bu çalışmalar bir taraftan geleneksel otoriteleri sarsarken diğer taraftan geleneğin anlaşılmasına yönelik yeni yaklaşımlar ortaya koymaktadır. Sonuç olarak feminist düşüncenin Yahudi geleneğine uygulanması ile Yahudilik temel ögelerinden itibaren yeniden şekillendirilmeye başlanmıştır. Geleneksel..Öğe Producing the category of 'Islamist' women: a Deleuzian perspective(Sage Publications Inc, 2021) Aksel, Hesna SerraWhen addressing the Muslim women question, one of the problematic issues is the centrality of a religious tradition or a political ideology as a primary subject of inquiry. Muslim women are seen as the embodiment of a singular tradition or ideology, as in the case of Turkey, where the contemporary headscarf-wearing women are represented as 'Islamist'. In this project, I aim to problematise this stereotyping categorisation through ontological conceptualisations, inspired by the French thinker Gilles Deleuze. To implement the relational ontology of Deleuze, I examine headscarf contestations in Turkey through interviews conducted in two women's organisations in Turkey: Capital City Women's Platform (Baskent Kadin Platformu) and Hazar. I argue that the world constantly 'becomes' through flows of relations between multiple elements; therefore, it is a multiplicity, an intensity and fractured. With this Deleuzian ontology in mind, I consider the quotidian physical, material and social resources of my interviews with the aim of elucidating relations between a female body and the commodities produced by multiple socio-economic and political factors in Turkey. Then I address a Deleuzian understanding of categorisations such as class, gender, race and ideology. These categorisations, for Deleuze, are aggregations of multiplicities and fluidities forming specific fixations according to a range of ascribed characteristics, such as income, education, employment or dress codes. In this regard, I conclude that the label 'Islamist' restrains the relational and multiple characters of headscarf practices within a unifying category by attributing certain features to particular embodiments and materials.Öğe Sekülarizm Söyleminde Cinsiyet Eşitli?ine Dair Faraziyeler(2019) Aksel, Hesna SerraAydınlanmacı söylemin merkezinde olan sekülerlik insanlığa bağımsızlık, özgürlük, kurtuluş ve ilerleme vaat eder. Ayni zamanda sekülerlik söylemi, dogma, köktencilik ve şiddetin kaynağı olarak, dini kendisinin karşıtına yerleştirir. Bu aydınlanmacı söylem, evrensel bir kurtuluş projesi ve cinsiyet eşitliği ilkesi olarak, normatiftik iddia eder. Bu calışmada, sekülerliğin çeşitli bağlamlarda cinsiyet ve cinsellik gözlüğü ile yakın bir okuması yapılarak, sekülerliğin her zaman cinsiyet eşitliğine dair bir ilerleme getirdigi dinin ise her zaman eşitsizlik ve baskı ürettiğine dair söylem sorgulanmaktadır. İlk olarak, sekülerlik ve cinsiyeti anlamada yeni alanlar açmak için ve sekülerliğin evrensellik iddiasını sorgulamak için, sekülerliğin Avrupa kökenleri ve “din” konseptinin oluşturulma süreci incelenmektedir. Ardından birbirlerini farklı bağlamlarda yeniden inşa eden sekülerlik ve dini deneyimlerin çeşitliliği ele alınmıştır. Son olarak da, cinsiyet, cinsellik ve aile bağlamında, seküler ve dini olanın somutlaşma şekillerinin, seküler ve dini ayırımlarını anlamada önemli bir husus olduğu tartışılmıştır.