Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 40
  • Öğe
    Mehmed Nâzım Paşa’nın Oğlu Hikmet ve Torunu Nâzım’a Nasihatleri
    (2021) Demir, Hiclâl
    Klasik Türk edebiyatında önemli bir yeri olan nasihatnâmeler, içerdikleri dinî, tasavvufi, ahlaki öğütlerle toplumsal yaşamın düzenlenmesinde rol oynamışlardır. Yüzyıllar içinde pek çok örneği kaleme alınan nasihatnâmelerin evlada yazılmış olanları samimiyetleri ile dikkat çeker. İslamiyet’in ideal insan öngörüsüyle şekillenen öğütler, ebeveynin yaşam deneyimiyle birleşir ve evlada bir hayat rehberi olarak sunulur. Klasik edebiyatın evlada yazılmış son dönem nasihatnâmelerinden biri Mehmed Nâzım Paşa’ya aittir. Muhâtaba adlı eserinin üçüncü baskısına eklediği Hikmet, Nâzım başlıklı nasihatnâmede Mehmed Nâzım Paşa hem oğlu Hikmet’e hem de torunu Nâzım’a seslenmiştir. Mesnevi şeklinde yazılan eser “Ahlak”, “İlim”, “Söz”, “Vatan” ve “Vazife” başlıklarından oluşur. Bu makalede, 1328’de (1910/1911) yayımlanan eserde yer alan bu başlıklar içerik olarak incelenmiş ve klasik dönem nasihatnâmeleriyle karşılaştırılmıştır. Mehmed Nâzım Paşa’nın “Ahlak” ve “Söz” başlıklarında, genel olarak klasik dönem nasihatnâmelerindeki öğütlere yer verdiği görülür. Nasihatnâmelerde “ilim” ile kastedilen daha çok dinî ilim iken Mehmed Nâzım Paşa, fen bilimlerinin insanlığa katkılarından da söz etmiştir. Osmanlı Devleti’nin yaşadığı askeri ve siyasi sorunlara uzak kalmayan şair, nasihatnâmesine “Vatan” ve “Vazife” başlıklarını da ekleyerek yenilik yapmıştır. Bu bölümlerde ülke toprağının düşmana karşı savunulması ve devlet görevlilerinin vazifelerini layığıyla yapmaları hususu vurgulanmıştır.
  • Öğe
    Bir Tarihî Vesika: Ali İlhami Dede’nin Bilinmeyen Divanı
    (2021) Nazlı, Atiye
    Alevi Bektaşi tarikatı içinde yetişmiş son postnişin olan Ali İlhami Dede hakkında kaynaklarda çok az bilgi bulunmaktadır. Daha önce birkaç farklı kitapta rastlanan şiirleri, torunu tarafından düzenlenerek 20. yüzyıl başlarında yaşadığı çevre başta olmak üzere, dergâhının bulunduğu mekân ve tarihi gelişiminin de yer aldığı bir divan olarak yayınlanmıştır. Ali İlhami Dede’nin hayatı hakkında satır aralarında yer alan sınırlı bilgiler dışında, eserde gördüğümüz şairin bağlı olduğu dergâhın 10. yüzyıldan itibaren piri ve posta oturan dede ve babaların ad silsilesi oldukça önemlidir. Tarihî kaynaklarda yer alan Battal Gazi’nin medfun bulunduğu yer, devamında Danişment Gazi ile olan bağı, Selçuklu Hakanları ve Osmanlı Padişahlarının dergâhla olan bağları, yaptırdıkları bakım ve onarımların ayrıntılı olarak anlatıldığı eserde, özellikle türbelerde bulunan kitabelerin divana aktarılması Alevi Bektaşi silsilesinin çıkarılması açısından da önemlidir. Divan’da Ali İlhami Dede’ye ait 49 şiir yer almaktadır. Dört, beş ve altı mısralı bu şiirlerin, hem aruz hem de hece ölçüsü ile yazılması, Onun Türk şiirinin genel özelliklerini bildiğinin de göstergesidir. Şiirlerin konuları, Hz. Allah sevgisi, Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hüseyin, on iki imam, Kerbelâ, Battal Gazi, Hacı Bektaşi Veli üzerinde odaklanırken ayrıca tabiat güzellikleri, tarikat kuralları, aşk ve dünyanın faniliği de işlenmiştir. Ali İlhami Dede şiirlerinde genel olarak İlhami mahlasını kullanmış ancak bazı şiirlerinde bir tamlama ve betimleme unsuru olarak ‘Abdal, Derviş, Fakir, Garip’ gibi tasavvufi kavramlarla İlhami Abdal, Garip İlhami, Fakir İlhami ya da İlhami Derviş mahlaslarını da kullanmıştır. Çalışmamızda, Ali İlhami Dede’nin divanında yer alan Alevi - Bektaşi tarikatının Battal Gazi ile olan bağlantısı ve onun şiirlerinin konuları ve tanıtılmasına yer verilmektedir. Çalışmamızın bu önemli mutasavvıffın şiirleri hakkında ilk çalışma olması açısından da yol gösterici olacağını düşünmekteyiz.
  • Öğe
    İmparatorluğun Kayıp Nesli: Cezmi Vakası
    (2021) Demiryürek, Meral
    Osmanlı İmparatorluğu modernleşme çabaları kapsamında Batı’ya yönelince devlet işleri kadar bireysel ve toplumsal konular da bu durumdan etkilenir. Özellikle eğitim politikasındaki yenilikler, çocukların ve gençlerin yetiştirilmesiyle ilgili farklı yöntemleri beraberinde getirir. Bu aşamada ihtiyaç duyulan kurumlar, araç-gereçler ve uzman kadroların eksikliği hissedilir. Varlıklı aileler çocuklarını yurt dışına gönderirler, bulundukları çevrede eğitim ehli olarak gördükleri gayrimüslimlerden yardım alırlar. Kimi şair ve yazarların yaşadığı olumsuz tecrübeler, Türk edebiyatına yansımasına rağmen meseleyi bu açıdan ele alan bir çalışma yoktur. Hâlbuki Tevfik Fikret ve Fatma Aliye Hanım’ın çocukları din değiştirir. Ali Ekrem Bolayır’ın kızı Selma, Türk vatandaşlığından çıkarak Amerika’ya yerleşir. Oğlu Cezmi’yi yurt içinde ve yurt dışında yabancı okullarda okutur, özel hocalardan dersler aldırır. Namık Kemal’in torunu sıfatıyla geleceğin umudu olduğu fikrini aşılar, ancak Cezmi, 21 yaşında intihar eder. Sonuç olarak diğer çocukların seçimleriyle birlikte Cezmi’nin ölümü, bir neslin kaybını temsil ettiği için bu çalışmada, Cezmi’nin kısa hayatı özelinde aile, toplumsal yapı ve yeniliklerle şekillenen eğitim sürecinin XX. yüzyıl başlarında yetişen bir genç üzerindeki etkilerinin geniş bir perspektiften değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
  • Öğe
    Kemalzade Ali Ekrem İle Tokadizade Şekip’in Eserlerinde Evlat Acısı
    (2020) Demiryürek, Meral
    Edebiyat araştırmaları yeni belgeler ışığında bilinmeyen veya az bilinen gerçekleri aydınlattığı gibi görünmeyen bağları da ortaya çıkarabilir. Özellikle birinci elden kaynakların kıymeti çok büyüktür. Kişisel arşivlerde bulunan mektup, günlük, fotoğraf hatta kupürlerden yola çıkılarak edebî sahadaki kimi boşluklar doldurulabilir. Olayların perde arkası görünür hale gelebilir. Bu bağlamda sayıları sürekli artan mektup yayınları önemlidir. Türk edebiyatının çok mektup yazan isimlerinden Kemalzade Ali Ekrem (Bolayır)’in Tokadizade Şekip’e yazdığı mektuplar, iki edebî şahsiyetin evlat acısını gözler önüne serer niteliktedir. Ayrıca her iki şairin de ailelerinde birden fazla yaşadıkları trajedilerin aynılığı ve bunun sonucunda doğan duygularının benzerliği yazdıkları mektuplardan başlayarak şiirlerine yansır. Çağdaş olan bu iki ismin söz konusu mektup ve şiirleri incelendiğinde aynı tema etrafında iki farklı kalemin olaylara ve hayatın gerçeklerine yaklaşım biçimi açıklık kazanmaktadır. Sonuçta Ali Ekrem ve Tokadizade Şekip’in evlat acısı karşısındaki hem baba hem sanatçı olarak bakış açıları tespit edilebilmektedir.Bu çalışmanın amacı, Kemalzade Ali Ekrem ile Tokadizade Şekip’in mektup ve şiirlerinden hareketle hayatlarından eserlerine yansıyan evlat kaybını ve ölüm fikrini algılama ve yorumlama biçimlerini dikkatlere sunmaktır.
  • Öğe
    Ömer Fuad’ın Anadolu Mektupları’na Göre İktisadi Milliyetçilik
    (2020) Demiryürek, Meral
    Bursa ve çevresi Osmanlı dönemi boyunca en önemli ticari merkezler arasında kabul edilir. Bu bölge, Osmanlı Anadolusunun vazgeçilmez ithalat ve ihracat noktalarını barındıran verimli ve zengin topraklara sahiptir. Söz konusu yerler, devletin içinde bulunduğu olumsuz şartlara rağmen XX. yüzyılın ilk yıllarında ticari faaliyetlerini büyük bir canlılıkla aksatmadan sürdürür. Özellikle debbağlık, nalcılık, kozacılık bölge halkına para kazandıran işlerdir. Sebilürreşad muhabiri Ömer Fuad, 1913-14 yılları arasında yaklaşık bir yıl boyunca Bursa ve çevresindeki kasabalara seyahat eder ve gözlemlerini mektuplar hâlinde İstanbul’a göndererek yayımlanmasını sağlar. Karacabey, Kirmasti (Mustafakemalpaşa), Bandırma, Edincik (Aydıncık), Ayvalık gibi yerlerin sosyal ve ekonomik görünümlerini kapsayan tespitleri, bölgenin çalışma faaliyetlerini anlamak açısından kaynak olarak kullanılabilecek niteliktedir. Ömer Fuad’ın bildirdiği somut veriler, Osmanlı Müslim ve gayrimüslim tebaa arasındaki ilişkileri bütün detaylarıyla yansıtır özellikler taşımaktadır. Gezi raporlarının Sebilürreşad’da yayımlanması ise ekonomi, basın ve edebiyat açısından devrin millî karakterinin nasıl geliştiğine dair kayda değer değerlendirmeler yapılabilmesine imkan sunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, gazeteci Ömer Fuad’ın Bursa çevresindeki gözlem ve tespitlerini 1910’lu yılların ticari, ekonomik ve sosyal durum özelinde ortaya koyarak öne çıkan hususları, iktisadi milliyetçilik bağlamında analiz etmektir. Ayrıca incelenen dönemde yükselmeye başlayan Türk milliyetçiliğinin edebiyattan ekonomiye geçişinin basındaki görünümü Sebilürreşad dergisi özelinde dikkatlere sunulmuş olacaktır.
  • Öğe
    Orhan Kemal' in Şiirlerine Kurgusal Bir Bakış
    (2020) Demiryürek, Meral
    Orhan Kemal (1914-1970) Türk edebiyatının önemli roman ve hikâye yazarlarından biridir. Gerçek adı Mehmet Raşit Öğütçü olan romancı, işçi ve emekçi sınıfının meselelerini insanî özle birleştirerek anlatan toplumcu bir çizgiyi benimsemiş, hayatı boyunca çok sayıda hikâye ve roman yazarak geçimini kalemiyle sağlamıştır. Tiyatro ve senaryo çalışmaları da bulunan yazarın edebiyata ilgisi lise bitirme sınavları esnasında başlamış ve ilk denemeleri şiir türünde olmuştur. Birçok edebiyatçı gibi kendini edebiyat âlemine şiirleriyle kabul ettirmek üzere yola çıkan Orhan Kemal? in edebî çizgisi Bursa Hapishanesinde Nâzım Hikmet ile bir araya gelmesiyle değişir. Yazdığı şiirleri Nâzım Hikmet beğenmez. Şiirleri dışında kaleme aldığı roman denemesini ise çok başarılı bulur. Böylece Nâzım Hikmet ?in yönlendirmesiyle şiirden hikâye ve romana geçiş yapar. Orhan Kemal? in 1939-1969 yılları arasında yazdığı şiirleri ölümünden sonra oğlu Işık Öğütçü tarafından günlükleriyle birlikte tek kitap halinde yayımlanır. Yazmak Doludizgin (2002, 2007) adlı eserdeki şiirler bir bütün halinde incelendiğinde, Orhan Kemal? in ileride güçlü bir kurgu ustası olacağı şiirlerindeki anlatıya dayalı unsurlardan açıkça bellidir. Onun şiirleri kurgusal bir metnin taşıması gereken olay örgüsüne bağlı kişi, zaman, mekân, dil ve anlatım özelliklerini bünyesinde barındırır. Şiirlerinin çoğu manzum hikâye şeklindedir. Hatta bazı şiir başlıklarında hikâyeyi kullandığı görülür. Bu çalışmada Orhan Kemal? in roman ve hikâye yazarı kimliğiyle tanınmadan önce edebiyat çevrelerine dâhil olmasını sağlayan şiirleri, anlatma esasına dayalı metinlerde bulunan unsurlar açısından incelenerek yazarın şiirleriyle hikâye ve romanları arasındaki örtüşen taraflar tespit edilecektir. Böylece onun manzum kurgusal metinler yazdığı görüşü dikkatlere sunulacaktır.
  • Öğe
    Husrev ü şîrîn mesnevilerine yeni bir halka: Sâlim Efendi’nin Husrev ü Şîrîn Mesnevisi
    (Hitit Üniversitesi, 2014) Demir, Hiclâl
    Edebiyatımıza İran edebiyatından giren mesnevi nazım şekli, kendi arasında kafiyeli beyitlerden oluşması ve beyit sayısı bakımından herhangi bir kısıtlamaya bağlı olmaması nedeniyle dinî, tasavvufi, ahlaki, tarihî konular ile aşk hikâyelerinin anlatımında sıkça kullanılmıştır. Leylâ vü Mecnûn, Yûsuf u Züleyhâ, Husrev ü Şîrîn, Vâmık u Azrâ, Cemşîd u Hurşîd gibi çift kahramanlı aşk hikâyeleri çok sevilmiş, bu eserler tahkiye unsurları içermesi nedeniyle toplumun hikâye dinleme ihtiyacını da karşılamıştır
  • Öğe
    Dede Korkut Kitabı ’nda söylem belirleyiciler
    (Ahmet Yesevi Üniversitesi, 2020) Sarı, İsa
    Dede Korkut Kitabı üzerine dilcilik sahasında yapılan araştırmalar, çoğunlukla, daha önceki araştırmacılar tarafından yanlış okunduğu düşünülen sözcüklerin yorumlanması/düzeltilmesi veya müstensih hatalarının tespit edilmesi gibi metnin doğruya en yakın okunuşuna ve yeniden kurulmasına yönelik çalışmalara dayanmaktadır. Bu tür çalışmalar, eserin hatalardan arındırılmış ve kusursuza en yakın şeklinin tasarlanması/kurulması için gereklidir. Ancak bu yapılırken eserle ilgili diğer düzeylerdeki çalışmaların geri plana itilmemesi, metin üzerinde çeşitli dil içi veya dil ötesi çalışmaların da gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu sayede, eserle ilişkili daha fazla ayrıntıya ulaşma imkânı doğacak ve metnin yazıldığı dönem, şartlar, metnin estetik/edebi değeri, ayrıca üst yapısıyla ilgili diğer pek çok husus daha iyi anlaşılacaktır. Bu çalışmada, daha çok konuşma dilinin bir özelliği olarak şekillenip ortaya çıkan söylem belirleyiciler üzerinde durulduktan sonra, Dede Korkut Kitabı’nda dönemin konuşma dilinin izleri olarak yorumlanabilecek bazı söylem belirleyiciler ele alınıp değerlendirilecektir. Böylece, Dede Korkut metnine konuşma dili odağında yaklaşılacak ve eserin söylem çözümlemesi yönündeki çalışmalara katkı sağlanacaktır.
  • Öğe
    Eski Anadolu Türkçesi Kur'an Tercümelerinde Esmâ-i Hüsnâ'yı karşılayan söz varlığı
    (Hitit Üniversitesi, 2019) Kuyma, Erol
    Eski Anadolu Türkçesi döneminde yazılmış satır altı Kur’an tercümeleri, Türkçenin söz varlığı açısından zengin veri kaynaklarıdır. Temel amacı, Arapça bilmeyen halkın kendi dilinde Kur’an’ı okuyup anlamasını sağlamak olan bu çevirilerde, mütercimler hem konunun hassasiyeti gereği hem de halkın kullandığı dili temsilen titiz davranmışlardır. Satır altlarında “bire bir kelime çevirisi” şeklinde oluşturulan bu tercümeler, yazıldıkları dönemin dil özelliklerini ortaya koyma bakımından önemli eserlerdir. Tercümeler, Arapça karşısında Türkçenin ifade gücünü göstermesi açısından da ayrı bir öneme sahiptirler. Bu konuda daha önce yapılan benzer çalışmalara ek olarak Kur’an’da Esmâ-Hüsna’nın (Allah’ın en güzel isimleri) geçtiği yerler incelenip aynı Esmâ’nın Türkçedeki farklı karşılıkları da tespit edilmeye çalışılmıştır. Esmâ-i Hüsnâ’ya karşılık gelen ifadeler yapı bakımından sınıflandırılmıştır. Sınıflandırma sonucunda sıfat-fiilllerin ve sıfat-fiil gruplarının Esmâ’ların Türkçe ifadesinde yoğun bir şekilde tercih edildiği görülmüştür. Bir Türkçeleştirme yöntemi olarak karşımıza çıkan bu kullanımlar anlam boyutu ile ayrı bir öneme sahip olan Allah’ın isimlerinin dönem Türkçesine özgü karşılıklarıdır. Kur’an’ın Türkçe çevirilerinde, dilde var olan kelime ihtiyacına Türkçe kelimelerle bu dönemde ne şekilde cevap verildiği ve Türk dilinin kelime türetmede ve söz diziminde nasıl hareket ettiği açıkça görülebilmektedir. Yapılan bu tarz çalışmaların günümüz Türkçesi söz varlığına ve sözlük çalışmalarına katkı sağlayacağı umulmaktadır.
  • Öğe
    +1X ekinin işlevleri ve bazı sıfatlardaki genişletilmiş kullanımı üzerine
    (Selçuk Üniversitesi, 2019) Sarı, İsa
    Türkçe, biçimbilgisel açıdan baskın eklemeli yapısı dolayısıyla, diğer dillere kıyasla tipolojik araştırmalara önemli veriler sağlamaktadır. İlk belgelerden itibaren işlekliğini sürdüren, hem yapım hem de çekim kategorisinde yer alan ve diğer dillere kopyalanan veya farklı dillerden Türkçeye alınan pek çok ek Türkçenin ek envanterinde kodlanmış durumdadır. Türkiye Türkçesinin ve bunun yanı sıra diğer Türkçe varyantların kapsamlı ek varlığı içerisinde son derece türetken ve işlek bir görünüm arz eden, ad soylu sözcüklere eklenerek çoğunlukla geçici sıfatlar oluşturmada kullanılan, bunun yanı sıra kalıcı adlar türeten eklerden biri de +lX'dır. +lX eki, eklendiği kök veya gövdeyi farklı anlam ilgileri ve içerikleriyle çeşitlendirmektedir. Bu yönüyle, sözvarlığının genişlemesinde ve yeni kavramların karşılanmasında sık kullanılan ekler arasında bulunmaktadır. Zira sahip olma, ait olma, ilişkili olma, aidiyet bildirme, yer adları türetme gibi çeşitli anlamsal ilişkiler kuran bu ekle türetilmiş yüzlerce farklı sözcük Türkçenin gerek yazılı gerek zihinsel sözvarlığında yer almaktadır. Bu çalışmada, literatürde daha çok adlarla bütünleşerek yeni sözcükler türettiği belirtilen +lX ekinin adların yanı sıra korkunç, komik, asil, süper gibi birtakım sıfatlara da getirilerek daha önce yeterince tanıklanmamış, anlamsal açıdan farklı bir görünüm sunan karmaşık sözcük yapılarını oluşturma durumuna değinilecek, bu yönüyle, ekin sıfatlardan sıfat türetme işlevinin giderek arttığına yönelik tespitler aktarılacaktır..
  • Öğe
    Anlambilim açısından bir tıp metni incelemesi “Tercüme-İ Ebubekir Er-Razi”
    (Hitit Üniversitesi, 2017) Akkuş, Mücahit
    Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlı Türkçesi dönemi tıp eserlerinin bolca yazıldığı dönemlerdir. Özellikle Osmanlı döneminde hastalıkların tedavisiyle uğraşan birçok kişi olmuştur. Hekimler, bilgi ve tecrübelerini kitaplara aktarmıştır. Böylelikle hem öğrencilerine faydalı olmuşlar hem de gelecek nesillere önemli katkılar sağlamışlardır. Bu dönemde tıp alanında tercümeler de yapılmıştır. Yapılan tercümelerden bir tanesi de Tercüme-i Ebubekir Er-Razi’dir. Eserin yazılış tarihi tam olarak bilinmemektedir. 18. yüzyılın başında yazıldığı düşünülmektedir. Osmanlı döneminde farmakoloji alanında yazılmış önemli bir tercüme eserdir. Bu tercüme eser zamanın meşhur hekimlerinden olan Ali Münşi (Bursavi) tarafından yazılmıştır. Anlambilim açısından içerisinde bolca malzeme bulunmaktadır. Sözcüklere kendi içerisinde anlamlar verilmektedir. Yani bu eserde sözlükbilim ile ilgili de yoğun malzeme mevcuttur. Benzetme edatları sıkça kullanılmıştır. Kelimelerin temel anlamlarının yanında bütün eser boyunca farklı yan anlamlar da kullanılmıştır. Bolca tamlamalara başvurularak anlam zenginleştirilmeye çalışılmıştır. Yapılacak bu çalışmada Tercüme-i Ebubekir Er-Razi adlı eser anlambilim açısından değerlendirilecektir. Bu eser, o dönemin bilimsel bir çalışması olduğu için duygu yoğunluğundan çok fazla söz edilemez. Ancak kullanılan Türkçe kelime sayısı, deyimleşmiş ifadeler, kelimelere yüklenen mecazi anlamlar, farklı edatlarla yapılan benzetme unsurları vs. bu eseri farklı kılmaktadır. Sayısal veriler de göz önünde tutularak çalışma genişletilecektir.
  • Öğe
    Şer'îyye sicillerinden hareketle 19. yüzyıldan 20. yüzyıla geçerken Çorum'da meslekler
    (Hitit Üniversitesi, 2011) Ortakcı, Altuğ
    Şer'îyye sicilleri, kadıların, adli, idari, askerî ve dönemin şartlarına bağlı olarak verdiği hükümleri içeren defterlerdir. Merkezden gelen hükümlerin, fetvaların halka duyurulmasından, sosyal yaşamın düzenli şekilde devam etmesine, halk arasındaki anlaşmazlıkların çözümlenmesine kadar bazı kararların yazılı olduğu Şer'îyye sicilleri, aynı zamanda kayıt altına alınan yerleşim yerinin kültürel ve sosyo-ekonomik yapısı ve dönemin sosyal hayatı hakkında da bilgiler vermektedir. “Mahkeme-i Şer'îyye Defterleri” ismiyle bilinen bu defterlerin sayısı on binlerle ifade edilmekteyken bugün yağma, yangın vb. sebeplerden dolayı sadece bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. Bu çalışmada, 19. yüzyıldan 20. yüzyıla geçerken (1839-1911) kayıt altına alınmış, orijinal metinleri 4.896 sayfa olan ve 1500 sayfa olarak transkribe edilmiş, 16 katalog incelenmiştir. İncelediğimiz 2 cilt hâlindeki kitap, Çorum Belediyesi “Kent Arşivi Birimi” tarafından düzenlenmiş ve “Çorum Şer'îyye Sicilleri Katalogları” ismiyle yayımlanmıştır. Biz de bu kataloglardan hareketle o dönemde, Çorum'da bulunan meslek isimlerini ve meslek gruplarını ortaya koymaya çalışarak o dönem için zengin ve renkli bir sosyal hayatın olup olmadığını göreceğiz.
  • Öğe
    Kadın temsilcileriyle birlikte Çorum’da halk şiiri ve âşık tarzı üzerine tespit ve öneriler
    (Hitit Üniversitesi, 2009) Taşlıova, Muammer Mete
    Halkın hayatındaki her konu şiirde işlenmektedir. Çorum, ülkemizin şiir sahaları arasındadır. Sözlü şiir geleneği Çorum'da günümüzde de yaşamaktadır. Şiire başlama nedenleri kişiden kişiye değişmektedir. Önemli olan şiir tekniği ve seçilen konulardır. Ustaları bilmek kadar kendi tarzını da oluşturmak gerekmektedir. Geleneğin varlığı için süreklilik oluşmalıdır. Bu süreklilik de Çorum için geçerlidir. Çorum, kadın âşıkları ve şairleriyle önemli bir merkezdir. Sözlü gelenekler değişimle bugüne ulaşmıştır. Önemli olan değişimi takip edebilmektir. Sözlü ve yazılı kültür ortamları farklı özelliktedir. Bu nedenle gelişme farklı dönemlerde farklı özelliktedir. Geçmiş yüzyılda toplumda birçok şey değişti. Söz sanatları da bu değişimden etkilenmiştir. Mukayeseli çalışmalar bu nedenle önemlidir.
  • Öğe
    Vakitsiz solan bir çiçek: Mazlum Kenan Köstekçi ve şiirleri
    (2014) Demiryürek, Meral
    Türk ve dünya edebiyatında verilen eserler kadar sahipleri de biyografileriy- le önem taşır. Sanatçının hayatı, hem eseri daha iyi anlamak adına hem de onu çağdaşları içinde bir yere oturtma ihtiyacının bir sonucu olarak dikkate alınır. Kimi isimler vardır ki onların sürdürdükleri hayat eserleri kadar öne çıkar. Trajik ayrıntılar zaman zaman verilen eseri gölgede bile bırakabilir. Dikkat çekici yazar ve şair biyografileri içinde çeşitli sebeplerle hayata erken veda edenlerin yeri ay- rıdır. Okur onlara büyük bir şefkat penceresinden bakar, eserlerini o gözle okur. Bu gruptaki isimlerden biri de 26 yaşında hayata gözlerini yuman ve geride bir kitabı dolduracak kadar şiir bırakan Mazlum Kenan Köstekçi’dir. Şairin ölümünden sonra ailesi tarafından bütün şiirleri bir araya getirilerek Zakkum Çiçekleri adıyla yayımlanır. Bu çalışmada Mazlum Kenan Köstekçi’nin biyografisi ve geçirdiği hastalığın şiirlerine yansıması üzerine bir değerlendirme yapılarak yaşantı-eser ilişkisi üzerine yoğunlaşılacaktır.
  • Öğe
    Kederin söz olup dile dökülmesi: Şair Leylâ Hanım’ın babası, kardeşi ve dayısı için yazdığı mersiyeler
    (2015) Demir, Hiclâl
    Doğduğu andan itibaren ölüm gerçeğiyle karşı karşıya olan insanoğlu, bu büyük acıyla başa çıkabilmek için duygularını yüzyıllardır söze dökmektedir. Türk edebiyatında sagu, ağıt ve mersiye formlarında görülen bu şiirler, farklı adlarla anılsa da özünde kaybedilene duyulan özlem dile getirilmektedir. Türk edebiyatında genellikle terkib-i bend ve terci-i bend nazım şekilleriyle yazılan mersiyelerde; feleğe sitem, yas, övgü ve dua bölümleri çoğunlukla iç içe geçmiş hâldedir. Lirik şiirler olan mersiyeler, aile bireyleri için yazıldığında duygusallık ve samimiyet daha da artmıştır. Klasik Türk edebiyatının son demlerine şiirleriyle olduğu kadar renkli kişiliğiyle de değer katan Leylâ Hanım (ö. H. 1264/ M. 1848) ailesinden üç erkeği toprağa vermiş ve onların ardından duyduğu kederi yazdığı mersiyelerle dile getirmiştir. Leylâ Hanım, babası için iki, erkek kardeşi ve dayısı Keçecizâde İzzet Molla için birer mersiye yazmıştır. Babasına mersiye formunda bir de gazel yazan Leylâ Hanım'ın acısı sel olup taşmıştır. Babasından sonra ailede genç yaşta bir vefat daha yaşanmış, erkek kardeşinin ardından Leylâ Hanım feleğe sitemlerini haykırmıştır. Edebî hayatında önemli bir yeri olan dayısı Keçecizade İzzet Molla'nın sürgünde ölümü ona daha çok dokunmuş, ölümüne hem tarih düşürmüş hem de ardından bir mersiye yazmıştır. Yaşadığı bu kayıplar ruhunda derin yaralar açmış; şair, maddi ve manevi yoksunluklarla başa çıkmaya çalışırken edebiyata daha çok sığınmıştır. Bu çalışmada, Leylâ Hanım'ın babası, kardeşi ve dayısı için yazdığı mersiyeler içerik ve üslup açısından incelenirken mersiye türüne ve şairin hayatına daha yakından bakılacaktır
  • Öğe
    “Şairler Menbaı” Vardar Yenicesi ve Vardar Yeniceli üç şair: Hayretî - Usûlî - Hayâlî
    (2014) Demir, Hiclâl
    Osmanlı döneminde Selanik vilayetine bağlı olan Vardar Yenicesi (Yenice-i Vardar), bugün Giannitsa/Yannitsa adıyla Yunanistan sınırları içinde yer almaktadır. I. Murat döneminde Evrenos Bey tarafından fethedilen Vardar Yenicesi, Türklerin iskânı ile kısa sürede bir kültür merkezi hâlini aldı. Klasik Türk edebiyatının temel kaynakları olan tezkireler incelendiğinde Vardar Yenicesi’nin birçok büyük yerleşim biriminden daha fazla şair yetiştirdiği görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin kültür merkezi olan İstanbul’dan uzak olmasına rağmen “şairler menbaı” olmasında, buradaki tasavvufi ortamın etkisi büyüktür. Akıncı beylerinden Evrenosoğulları’nın himayesinde olan Vardar Yenicesi, yapılan cami, medrese, külliye ve hanlar ile mamur hâle getirilirken şehrin manevi yapısı Evrenosoğlu Ahmet Bey’in davetiyle buraya gelen Molla İlâhî ile tamamlanmıştır. Molla İlâhî, vahdet-i vücuda dayalı tasavvufi düşüncenin bu bölgede yayılmasını sağlamış ve bu ortamdan etkilenen Hayâlî, Hayretî, Usûlî, Sırrî, Günâhî, Âgehî, Yûsuf-ı Sîne-çâk gibi pek çok şair yetişmiştir. Şairlerin ortak özellikleri; samimi bir söyleyiş, baş eğmez tutum, dünyaya kayıtsız bir yaşam tarzıdır. Bu çalışmada, bir kültür merkezi olarak Vardar Yenicesi, burada yetişen önemli şairlerden Hayretî, Usûlî ve Hayâlî’ninbağlı oldukları tasavvufi sistem ve bunun şiirlerine yansıması incelenecektir.
  • Öğe
    Reinterpreting the story, "Shahmaran's Legs" by Murathan Mungan with reference to values education?
    (2015) Demir, Hiclâl; Şahin, Hafize
    As well as the academic achievements, raising people who have adopted the basic human values is among the basic aims of the educational institutions. The reason is that gaining a respectable place in the society depends on a person’s compliance with the system of values which is transferred from generation to generation. These values are the phenomena which inhold the features of being a ‘good person’ and have the global features such as honesty, reliability, friendship, humility, respect, responsibility, patience and loyalty. A person acquires these values from the school, family and the social environment as from birth. In the oral narrations such as tales or myths belonging to some cultures, sometimes it is seen that these values are -sometimes by highlighting their reverses- aggrandized. These tales and myths that were listened to/read during the childhood can be forgotten in time. One of the ways to recall them is their partaking in the modern narrations. In this study, “Shahmaran’s Legs”, which is a story by Murathan Mungan and a work in which a mythic narration and modern story are composed is examined in the context of education of values. The story of Shahmaran from 1001 Arabian Nights is liked by the people very much and overtold in different variants. Mungan, abiding by the anonymous structure which has a few interwoven stories, makes the story of Ilyas the apprentice of basilisk and his master the frame story for this corkscrew. In the story which is based on the foresight “man will betray’’, it can be seen that besides “loyality”, “trust”, “love”, “patience” and “austerity”, some values like “forgiveness”, “sacrifice”, “constancy”, “merit” are evoked in the reader. To make these values a part of the life by interiorising them will give the humanbeing peace and happiness. One of the main aims of education is to help individuals adopt the value judgements of society. Taking academic achievement as a basis only is not sufficient for individual and societal peace. It is also important to educate individuals for them to have higher emotional quotience and to adopt basic humane values. Although some of the “values” regarding society and people have been neglected a bit lately due to competitive life standards, the studies related to “value education” have increased, since the importance of these values for both society and individuals are now understood. Values that are taught by the family initially continue in the school and social environment. Societal peace may decay if these values impacting individuals’ behaviours directly are not sufficiently passed on to future generations. This is why, every culture would like to pass on value judgements that have been refined over centuries to new generations. These values, which are at the same time used as a social supervision mechanism, not only help prevent inappropriate behaviour but also help ratified behaviour to be embraced and reinforced. When the individual sees that his behaviour is ratified by society, he turns them into “values”. Myriad methods can be carried out when helping individuals earn values that remind them of the necessities of being good people and regulate social life. The mentioned values can either be conveyed by giving direct advice or by literary work. Even though literature is for literature’s sake, the reader can empathize with the characters and events through empathy. This way, the reader can sense the values in the subtext by putting emphasis on the opposite values. Fairy or folk tales and legends in Turkish literature that have been passed from one generation to another for centuries stand as witness of this folk wisdom. One of the ways for these values to be transmitted to our youth is reinterpreting these values in modern narrations. In this study, the story called “Şahmeran’ın Bacakları”1 written by Murathan Mungan who is inspired and motivated by traditions has been studied, read again and related to value education. The story of Shahmaran which takes place in 1001 Arabian Nights with the name “Yeraltı Sultanı Yemliha’nın Öyküsü” 2 , talks about the prophet Danyal’s son, Camasb. This tale which is narrated in the form of interwoven stories, talks about Camasb spending his days with Shahmaran. In Persian literature, the same story, called “Camasbname” in masnavi, has been taken as a reference by classical Turkish literature. The story of Shahmaran was not only the subject of classical Turkish literature but was also narrated in different versions by the people of Anatolia. Especially in southeast Anatolia, different reproductions of Shahmaran are made and mounted on walls and are believed to protect people from the negative energy of evil people and provide abundance. Murathan Mungan’s story, called “Shahmaran’s Legs”, adheres to the original story but narrates it in a modern frame. In 1001 Arabian Nights some stories are framed within other tales and there are inner tales within those tales. Just like 1001 Arabian Nights, Murathan Mungan designates a frame story. This is the story of İlyas tasked to a Shahmaran master to work as an apprentice. İlyas, who is the narrator, talks about his feelings of admiration, love, jealousy and infidelity towards his master in this frame. Shahmaran’s story which is told by the master to İlyas is the second story in the spiral. Camsap who is betrayed by his friends decides he would like to see his family again. Therefore, Shahmaran helps him leave, provided that he promises not to tell anyone about her since Shahmaran’s and her vassals’s lives are based on secrecy. What is more, mankind had previously betrayed Shahmaran. She tells İlyas the story of Belkıya who was the first person to betray her, which is the third story in the spiral. Shahmaran’s path crosses Belkıya who followed the doomsday prophet he read about in the Old Testament and when he promises to keep her secret, Shahmaran releases him. However, Belkıya reveals her secret since he is overwhelmed by Ukap’s ambition of capturing the seal of Solomon. Shahmaran and her vassal have to go underground and live there due to this betrayal. On the other hand, while Belkıya is trying to get back home, he comes across Cihanşah on the road and his story is the fourth story in the spiral. After having listened to Cihanşah who was waiting on the graveside of his wife, Gevherengin, Belkıya returns to his country with the help of the Prophet Hızır who is believed to come in time of need. When Shahmaran fills up the thousand and one nights with fairy tales, she understands that she won’t be able to keep Camsap with her any longer and releases him. However destiny doesn’t change and Camsap betrays Shahmaran as well. Mungan completes the story by concluding İlyas’s story, the frame story which is above the concluded sub-stories. İlyas stops trying to be a Shahmaran master which is considered a betrayal towards his master and therefore a parallelism is drawn among Camsap, Belkıya and İlyas. It can be seen that values emphasized by Mungan in the story dwell on “loyalty” and “trust” as the story “Shahmaran’s Legs” is based on the foresight that “humankind will betray”. Additionally, the reader can sense the values such as “love”, “perseverance”, “being content with what one has”, “forgiveness”, “altruism” and “virtue”. The story of Shahmaran which takes place in 1001 Arabian Nights was embraced by people and continues till today via centuries of narration. Murathan Mungan who reinterprets the story in a modern fame has made sharp inferences regarding human psychology. Feelings such as betrayal, ambition, eagerness and stone heartedness are brought to the forefront to aggrandize values like perseverance, remaining true to one’s word, love with devotion and being content. Those of humankind that has made the values a part of their life will gain peace and happiness on earth.
  • Öğe
    Şora/Çora Batır destanının Kazak Tatar ve Kırım Tatar Türk varyantlarının karşılaştırılması
    (2014) Ortakcı, Altuğ
    Bir milletin hayatında millî kimliği belirleyen kültürün taşıyıcıları, geniş anlamda, sözlü ve yazılı ifade gelenekleridir. Destanlar da önce sözlü kültür ortamlarında üretilmiş daha sonra yazılı metin haline getirilmiş kültür taşıyıcılarıdır. Destanlar sözlü kültürden yazılı kültüre geçerken bir takım değişikliklere uğrar ve destan metnindeki her değişiklik bir varyant oluşturmaktadır. Şora/Çora Batır destanı, XVI. yüzyılda Kazan'da teşekkül etmiş ve buradan da kuzey Türkleri arasında yayılmış Tatar destanıdır. Bu makale, Çora/Şora Batır destanının Türkiye Türkçesine aktarılan Tatar, Kırım Türk Tatar ile Kazak varyantlarının karşılaştırılmasıdır. Bu karşılaştırılma yapılırken; Tatar boylarında anlatılan Çura Batır Hikayeti ismindeki varyantı, Kırım Türk Tatar boylarında anlatılan Çora Batır destanının; Bahçesaray, Büyük Hocalar, Kırım Tatar Halk Ağız Yaratıcılığı ve Karasubazar varyantları ile Kazak destancılık geleneği içerisinde tespit edilmiş ve yazıya geçirilmiş olan Şora Batır destanının; Molla Musa ve Muhambetnecip Aliakbaruli varyantları ele alınmıştır. Varyantlar incelendiğinde Türk boylarının ortak coğrafyada yaşadığı daha sonra çeşitli tarihi, coğrafi nedenlerle başka bölgelere dağıldığı tezi ve bu tezin Türk boylarının destanlarına yansımış olduğu görülmektedir. Çora/Şora Batır destanının da belli motif ve epizotları sabit kalarak Türk boyları arasında yaşamayı sürdürdüğü söylenebilir. Bunun kanıtlayan örnekleri varyantlarda değişkenliği en çok görülen belirli motifler üzerinden bu makalede gösterilmeye çalışılacaktır
  • Öğe
    Savaştan doğan bir tip: "Harp zengini"
    (2015) Demiryürek, Meral
    I. Dünya Savaşı, Harb-i Umumi ifadesinden hareketle de anlaşılacağı üzere, sadece savaş meydanlarında yaşanmamış, başta savaşan ülkeler olmak üzere bütün dünya devletleri için genel yıkıcı bir rol oynamıştır. Savaş esnasında ve sonrasında siyasî, ekonomik ve sosyal değişmeler bütün dengeleri altüst etmiş, yeni değer yargıları ve davranışlar geliştirmiştir. I. Dünya Savaşı'nın doğurduğu siyasî, ekonomik ve sosyal şartlar doğal olarak edebiyatı da etkilemiştir. Başta ekonomik sebepler yüzünden meydana gelen değişimlerin edebî sonuçları da olmuştur. Bunlardan birisi "harp zengini" kavramının doğuşu ve bu kavramı somutlaştıran yeni bir tipin teşekkülüdür. Fransa'da eski ve köklü zenginlerden ayırt etmek için savaş vurguncularına "yeni zengin" adı verilirken, I. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Türkiye'deki basın yayın organlarında "harp zengini" ifadesi kullanılmaya başlandı. Burada kastedilen "Harb-i Umumi" sırasında çeşitli gayrimeşru yollarla zengin olmuş kişilerdi. Şeker, un gibi temel ihtiyaç maddelerini büyük miktarlarda alıp devletin vagonları aracılığıyla taşıyan ve türlü usulsüzlüklerle bunları fahiş fiyatlarla satan, içinde tanınmış kişilerin de bulunduğu, bir zümre hızla ve anormal bir biçimde zenginleşir. Devrin Sabah, Vakit, Tasvir-i Efkâr gibi gazetelerinde sürekli konuyla ilgili yazılar yayımlanır, kolay ve kanun dışı yollardan zenginleşenler eleştirilir, hatta bu kişilerin isimleri teşhir edilir. Ayrıca hükûmetin problemin çözümüne yönelik uğraşları desteklenir. Gazete ve dergilerdeki eleştiriler sadece fikir tartışmaları düzeyinde kalmaz, edebî eserlere de yansır. Ahmet Emin Yalman'ın kullanımıyla "harp zengini" kavramı hızla yaygınlık kazanır ve savaş zenginlerini konu alan sohbet yazıları, romanlar ve hikâyeler yazılır, karikatürler çizilip albümler yayımlanır. Kavram ve tip savaşın bitiminden sonra, Cumhuriyet yıllarında da Türk edebiyatındaki varlığını sürdürür. Sermet Muhtar Alus'un Harp Zengininin Gelini (1932, 1934) adlı romanı buna örnektir. Bu çalışmanın amacı "harp zengini" kavramının Türk basınında ve edebiyatında yer alış sürecini çeşitli örneklerle tespit edip aynı başlık altında yazılmış, ancak bugüne değin herhangi bir çalışmada yer verilmemiş edebî eserleri, gazete ve dergilerden yararlanarak ortaya çıkarmak ve bunları incelemektir. İlaveten "harp zengini" ifadesiyle tanımlanan tipin değerlendirmektir. özelliklerini ve edebiyatımıza yansımalarını değerlendirmektir.
  • Öğe
    One city two novels
    (2014) Demiryürek, Meral
    Selanik, Osmanlı döneminde İzmir ve İstanbul gibi çok önemli kültür ve ticaret merkezleri arasındadır. Avrupa’ya yakın bir liman kenti olan Selanik’te farklı dinlerden, dillerden ve kültürlerden insanlar bir arada yaşarlar. Bütün bu özelliklerinden dolayı şehir, birçok edebî metne mekân teşkil eder. Selanik’in sadece Türkler için değil, Yunan ve Bulgarlar için de tarihî önemi vardır ve her üç milletin edebiyatlarında da Selanik’i konu alan eserler bulunmaktadır. Bu çalışmada Türk edebiyatından Ahmet Altan’ın Kılıç Yarası Gibi ve Yunan Edebiyatından Elena Houzouri’nin Karanlık Vardar romanları ele alınmıştır. Her iki roman da Selanik’te Balkan Savaşlarını ve Bulgar eşkıyalarını anlatmaları ortak paydasında buluşurlar. Yalnız konuyu Türk ve Yunan bakış açılarından anlatmalarıyla farklılaşırlar. Bu çalışmanın amacı; edebî metinlerde aynı tarihî olaylara ve mekânlara yaklaşımda bakış açılarının nasıl farklılaşabildiğini incelemek ve kimi gerçek olayların edebî metinlere yansıma biçimlerini dikkatlere sunmaktır.