Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 119
  • Öğe
    Olimpiyat oyunlarında ülkelerin sporcu ödül politikaları ve başarı durumlarının incelenmesi
    (Hitit Üniversitesi, 2024) Taşdemir, Dila Şeyda; Çeviker, Abdulkerim
    Bu araştırmanın amacı, başarı devamları dikkate alınarak son üç olimpiyat oyununda madalya sayısı bakımından ilk on sıralamada yer alan başarılı ülkelerin ödül yönetmeliklerine göre ödül almaya hak kazanmış sporcularına verdikleri ödüller ve bu ödüller ile sporcu başarıları arasındaki ilişkiyi incelemek, Türkiye ile karşılaştırmak ve sporculara verilen bu ödüllerin ülkelerin başarı durumlarına etkisini araştırmaktır. Sporcuların performanslarını artırmak ve bu durumlarını uzun süre devam ettirmek amacıyla dünyanın birçok yerinde yaygın olarak ödüllendirme tekniği kullanılmaktadır. Sporcunun performansını artırması, artırdığı bu performansı koruması için eğitim olanakları, beslenme durumu ve sağlık durumu gibi önemli konularda sporculara yatırım yapılmasının da önemli olduğu düşünülmektedir. Araştırmamız, nitel bir araştırma olarak tasarlanmış olup alandaki doküman incelenerek gerekli bilgiler toplanmış ve analiz edilmiştir. Araştırmada, örneklem ülkelerin hem kendi aralarında hem de Türkiye ile karşılaştırılmasının yapılması için spor politikaları ve sporcu ödül politikaları incelenerek olimpiyatlardaki başarı ve performansa etki edebileceği düşünülen değişkenler ile ilgili bölümler derlenmiştir. Araştırmanın evrenini 2012 Londra, 2016 Rio De Jenario ve 2020 Tokyo Modern Yaz Olimpiyat Oyunları, örneklemi ise bu oyunlarda ilk 10 başarı sıralamasına giren (Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya, Avustralya, Hollanda, Macaristan, İngiltere, Güney Kore) ülkeler ile Türkiye oluşturmaktadır. Araştırmada sınırlı tutulan toplam ülke sayısı 13'tür. Araştırmanın özgünlüğü ve konunun önemi göz önünde bulundurulduğunda bu araştırmanın alan yazına katkı sağlayacağı söylenebilir. Sonuç olarak gelişmiş ülkelerin ödül politikaları; maddi ve manevi ödülleri süreç içerisinde sporcunun desteklenmesi, hazırlanması, teşvik edilmesi gibi etmenleri göz önünde bulundurarak sürece katkı sağlama şeklinde hareket etmektedir. Bu ülkeler sporcularına çok fazla miktarda maddi ödül vermemektedir. Buna rağmen kişi başı GSYİH'nın ve gelişmişlik düzeyleri yüksek ülkelerin olimpiyat oyunlarında daha başarılı olduğu sonucuna ulaşılırken gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde ise başarı oranının diğer ülkelere oranla düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak ülkemizde ise gerek yerel yönetim gerekse de merkezi yönetim tarafından sporcularımıza maddi olarak çok fazla destek sağlanmaktadır. Bu desteklere rağmen olimpiyat oyunlarında sporcularımızın başarılarının araştırmamızda belirtilen ülkelerin başarı düzeyinden düşük olduğu görülmektedir.
  • Öğe
    Sporda marka değer ve marka kişilik ilişkisi: Türk futbol taraftarı örneği
    (Hitit Üniversitesi, 2023) Denizci, Tuba; Özdurak Sıngın, Rabia Hürrem
    Bu çalışmada taraftarın favori sporcu ve teknik direktörün marka kişiliği algısıyla marka değer algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Marka değeri ölçmek için Spectator-Based Brand Equity in Professional Soccer ölçeğinin Türkçe uyarlaması, geçerlik ve güvenirlilik analizi yapıldı. 11 faktörden oluşan 29 maddeli 5'li likert tipi Seyirci Tabanlı Sporda Marka Değer Ölçeği'nin (STSMDÖ) Cronbach ? değeri 0.893 idi. Galatasaray (GS), Fenerbahçe (FB), Beşiktaş (BJK) ve Trabsonspor (TS) taraftar evreninden taraftarlık düzeyi 3-5 olan 600 taraftar çalışmanın örneklemini oluşturdu. Taraftar Whatsapp gruplarına STSMDÖ ve favori sporcu ve teknik direktör Spor Marka Kişilik anketleri 2021/22 Spor Toto Süper Ligi (STSL) sonu ve 2022/23 STSL'nin ilk devre sonunda çevrimiçi uygulandı. Ön adı uyuşmayan, anketlere art arda 10 kez aynı cevabı veren 100 taraftarın verileri çalışma dışı bırakıldı. Elde edilen veriler SPSS (Versiyon 22. Inc Chicago, IL, USA) programı ile analizi edildi. Verilerin normal dağılım analizi için Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilk testi uygulandı. Normal dağılan değişkenler ortalama±standart sapma (en küçük-en büyük), normal dağılmayan değişkenler ortanca ve çeyrekler aralığı (Q1-Q3) olarak sunuldu. Tekrarlı ölçümlerden elde edilen veriler Wilcoxon Testi, kategorik değişkenler arasındaki ilişki Spearman's Korelasyon analizi ile incelendi. İstatistiki anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Bulgulara göre taraftarın yaş ortancası 31 (18-57) yaş ve taraftarlık düzey ortancası 5 (3-5) idi. GS, FB ve BJK taraftarının marka değer ve teknik direktörün marka kişiliği algısında sezonlar arası fark saptandı (p<0.05). Tüm kulüplerin taraftarının favori sporcu marka kişiliği algısında ise sezonlar arası fark saptanmadı (p>0.05). 2021/22 STSL sonrası GS, FB, BJK taraftarının marka değer algısıyla favori sporcunun marka kişiliği algısı arasında düşük ve orta, 2022/23 STSL'in ilk devre sonunda tüm kulüplerde orta düzeyde korelasyon saptandı (p<0.05). 2021/22 STSL sonrası GS, FB, BJK taraftarının marka değer algısıyla teknik direktör marka kişiliği algısı arasında çok düşük ve düşük; 2022/23 STSL'in ilk devre sonunda tüm kulüplerde orta düzeyde korelasyon saptandı (p<0.05). GS, FB ve BJK taraftarınnın marka değer algısında sezonlar arası fark olması lig sıralaması ve teknik direktör değişimi giibi olumsuz deneyimlerin yansıması olabilir. Bir sezonda yaşanan teknik direktör değişiklikleri sonrası yenilerin beklenen performansı gerçekleştirememesi, sonraki sezonda görev alan teknik direktörün beklenen başarıyı sergileyememesi teknik direktörün marka kişiliğiyle marka değer arasındaki ilişkinin değişimesinin nedeni olabilir. Olumsuzlukların giderilmesiyle taraftarın teknik direktör marka kişiliği algısıyla marka değer arasındaki korelasyon düzeyi artması bu görüşü desteklemektedir. GS ve FB'nin başarılı oyuncuları ulusal ve uluslararası arenada dikkat çekmesi, BJK taraftarının sporcuya bağlılığı, TS taraftarının favori sporcuları her iki sezonda da oynaması sezonlar arası favori sporcu marka kişiliğinde fark olmamasının nedenleri olabilir. Ancak taraftarın marka değer algısında favori sporcunu marka kişiliğinin etkisi olduğu ve deneyimlere bağlı bu etkinin değişmesi favori sporcunun marka değerde önemli olduğunu düşündürmektedir. Taraftarın favori sporcu marka kişiliği algısında sezonlar arasında fark olmamasına teknik direktörde olması taraftar için teknik direktörün daha önemli olduğunu düşündürmektedir. Sonuç olarak olumlu olumsuz deneyimler taraftarın marka değer algısını değiştirmektedir. Marka değeri oluşturan faktörlerin haricinde favori sporcu ve teknik direktörün marka kişiliğinin değişimde etkisi olabilir. Kulüplerin marka yöneticileri taraftarın marka değer algısında değişime neden olan tüm değişkenleri de göz önünde bulundurarak güçlü marka olmak için gerekli önlemleri almalı ve stratejiler geliştirmelidir. Özellikle olumlu olumsuz duyguların yaşandığı stadyumların mimari özelliklerinin tüm taraftara hitap edecek şekilde tasarlanması gerektiği düşünülmektedir. Çalışmanın önemli kısıtı taraftar tipolojisinin belirlenememesidir. Maç öncesi, sonrası stadyum ya da sosyal medya aracılığıyla farklı taraftar tiplerinde marka değere etki eden faktörlerin belirlenmesi geliştirilecek stratejileri daha etkili yapabilir. Bu nedenle kesin sonuçlar elde edebilmek için taraftar tiplerini analiz edebilecek uzmanlar ile daha fazla örneklemle yapılacak uzunlamasına çalışmalara ihtiyaç vardır.
  • Öğe
    Y ve z kuşağı spor tüketicilerinin spor pazarlamasıaçısından değerlendirilmesi
    (Hitit Üniversitesi, 2023) Üstün, Murat; Doğru, Zafer
    Bu çalışmada Y ve Z kuşağında yer alan spor tüketicilerinin spor pazarlaması bileşenleri açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için gerekli "Etik Kurulu İzni Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu"ndan alınmıştır. Araştırmaya gönüllü olarak katılan spor tüketicilerine bilgilendirilmiş gönüllü olur formu imzalatılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi için SPSS 22.0 For Windows Paket Programından yararlanılarak normallik ve homojenlik testi için Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk uygulanmıştır. Fark testleri için ikili karşılaştırmada Mann-Whitney U, çoklu grup karşılaştırmalarında Kruskal-Wallis H testi ve betimsel istatistikleri içinde yüzde ve frekanslar kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan form, katılımcılara ait demografik özellikleri içinde bulunduran "Spor Tüketici Profili" ve Doğru (2003) tarafından geliştirilen "Spor Pazarlaması Bileşenleri (SPBÖ)" ölçeğinden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan spor tüketicilerinin demografik özelliklerini tespit etmek amacıyla, araştırmacı tarafından hazırlanan veri toplama formu 22 sorudan oluşmaktadır. Araştırmanın evreni, 2022 yılında Gym Club Olympia (Samsun) spor hizmeti sunan merkezde egzersiz ve spor programlarına katılan spor tüketicilerinden oluşmaktadır. Örneklem, 2022 yılında Gym Club Olympia (Samsun) spor hizmeti sunan merkezde egzersiz ve spor programlarına katılan spor tüketicilerinden gönüllü olarak katılan 262 (189 erkek ve 73 kadın) kişiden oluşmaktadır. Sonuç olarak, spor pazarlaması bileşenleri ortalamaları değerlendirildiğinde ortalamalar fark etmez ve çok önemli aralığındadır. Spor pazarlaması bileşenlerinden elde edilen bulguların spor yöneticileri açısından fayda sağlayacağı ve ortaya çıkan bulguların spor pazarlama stratejileri uygulayan spor merkezleri için önemli olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın bulguları bir bütün olarak ele alınmalıdır. İçlerinden bir değişken üzerine yoğunlaşmanın uygun olmayacağı düşünülmektedir. Günümüzü Y kuşağından Z kuşağına geçiş dönemi olarak ele almakta mümkündür, Y kuşağı spor tüketicileri yerini önümüzdeki süreçte Z kuşağına bırakacağı düşünüldüğünde fitness hizmeti sunan işletmelerin toplumsal yapıdaki bu kuşak geçişini dikkate almaları ve pazar bölümlendirmelerini, spor pazarlaması bileşenlerini sürece uygun şekilde tasarlamaları ve stratejilerini oluşturmalarının gerektiği düşünülmektedir. Bu bağlamda spor ürünü ve hizmeti sunan işletmelerin Y ve Z kuşağı tüketici davranışlarını dikkate alarak spor sektöründe yerlerini almaları ve konumlandırmaları gerektiği söylenebilir.
  • Öğe
    Yaşlılarda fiziksel aktivitenin kırılganlık düzeyi ile ilişkisinin incelenmesi
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Baş, Keziban Gamze; Özdurak Sıngın, Rabia Hürrem
    Kırılganlık yürüme, hareket, denge, kas kuvveti, motor işleme, biliş, beslenme, dayanıklılık ve fiziksel aktivite gibi birçok alanı etkileyen çok boyutlu kavramdır. Amacımız FAST'in Türkçe adaptasyonunu yaparak profesyonel spor yapmış ve sedanter yaşlı yetişkinlerin fiziksel aktivite düzeyi ve kırılganlık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. 65 yaş üstü sedanter (SYY, n=300) ve profesyonel spor yapmış yaşlı (PSYYY, n=100) 450 birey çalışmanın örneklemi oluşturdu. Veri toplama araçları katılımcıların sosyo-demografik bilgilerinin sorgulandığı anket, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa ve FAST-TR ölçeği idi. Verilerin analizinde SPSS 22 paket programlarından yararlanıldı. Ölçeğin geçerlik analizinde kapsam geçerliği uygulandı. Güvenirlik analizi Cronbach Alfa katsayısı ve test-tekrar test ile incelendi. Fiziksel aktivite ile kırılganlık düzeyi arasındaki ilişki Ki-Kare korelasyonu ile incelendi. Diğer değişkenlerin karşılaştırılmasında ise Student T test uygulandı. p<0.05 anlamlı kabul edildi. FAST-TR kapsam geçerliği ortalama 0,99 idi. Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı 0,794, test-tekrar test güvenirliği 0,747 idi. PSYYY'lerin hafıza, hareketlilik, mod, fiziksel performans, genel sağlık durumu, ilaç ve çoklu morbite ve kontinans alan ortalamaları SYY'lere göre anlamlı olarak düşük olduğu saptandı. Beslenme, fonksiyonel durum ve ağrı alanı ortalamaları arasında ise anlamlı bir fark yoktu. Her iki grubun kırılganlık düzeyi ile yaş grubu, eğitim durumu, gelir durumu, çocuklarıyla görüşme sıklığı, yaş algısı, yaşlılığı değerlendirme durumu arasında ilişki saptanmadı. PSYYY'lerde fiziksel aktivite skoru ile kırılganlık skoru arasında p=0,017 düzeyinde ilişki bulundu. SYY'lerin düşük yaşam kalitesi ve yüksek toplam kırılganlık skoru arasında negatif düşük korelasyon saptandı p=0,002. Her iki grubun fiziksel aktivite, ve toplam kırılganlık puanı arasında ilişki saptanmadı (p=0,186, p=0,049). PSYYY'lerin fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi ortalamaları SYY'den anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p<0,05). PSYYY'lerin kırılganlık ortalamaları SYY'lerden p<0,001 düzeyinde istatiksel olarak anlamlı düşük olduğu saptandı. Sonuç olarak FAST-TR 65 yaş üstü bireylerin kırılganlık düzeylerini belirlemede oldukça geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Kırılganlık yaşam kalitesini düşüren faktörlerden biri olup fiziksel aktivite yaşam kalitesini arttırdığı gibi, kırılganlığı da önleyebilir.
  • Öğe
    İtfaiye personelinin fiziksel aktivite, kendini sabotaj ve benlik saygısı düzeylerinin incelenmesi
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Aktaş, Samet; Kamuk, Yetkin Utku
    Bu çalışmanın amacı itfaiye personelinin fiziksel aktivite kendini sabotaj ve benlik saygısı düzeylerinin incelenmesidir. Araştırmaya, belediyelerde aktif görev yapmakta olan olan 767 itfaiye personeli gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için gerekli Etik Kurulu İzni Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu’ndan yazılı olarak alınmıştır. Araştırmaya gönüllü olarak katılan itfaiye personeline bilgilendirilmiş gönüllü olur formu imzalatılmıştır. Elde edilen verilerin istatiksel analizi için SPSS 25.0 (IBM, ABD) kullanılmıştır. Deneklerin fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi (IPAQ); kendini sabotaj düzeylerini belirlemek için Jones ve Rhodewalt tarafından geliştirilen ve Türkçe’ye uyarlaması Akın (2012) tarafından yapılan Kendini Sabotaj Ölçeği (KSÖ) ile benlik saygısı düzeylerini belirlemek için Rosenberg tarafından geliştirilen ve Türkçe geçerlik-güvenirlik çalışması Tukuş (2010) tarafından yapılan Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (BSÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi sonucunda, itfaiye personelinin fiziksel aktivite düzeyi ile benlik saygısı arasında pozitif, kendini sabotaj arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Egzersiz modeli oluşturulan ratlarda L-karnitin kullanımının böbrek ve karaciğer dokusu üzerine etkisi
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Turan, Ersan; Demirkan, Erkan
    L-karnitin ve aerobik egzersiz bu bağlı olarakta oksidatif stres durumu arasındaki ilişki birçok çalışmada incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, deneysel egzersiz modeli oluşturulan ratlarda L-karnitin takviyesi uygulamasının, böbrek ve karaciğer dokusu üzerindeki oksidatif dejenerasyonunu ve doku hasarını araştırmaktır. Araştırmada toplam 32 rat ile çalışıldı ve ratlar 4 gruba ayrıldı. Grup 1 kontrol grubu olarak tayin edilerek sadece nefrektomi (böbreğin alınması) ve hepatektomi (karaciğerin alınması) uygulandı. Grup 2 'deki ratlara ise normal gıdalarına ek olarak L-karnitin verildi. Grup 3' teki ratlara ise sadece egzersiz programı uygulandı. Grup 4 teki ratlarda ise egzersiz programı uygulanmasına ilave olarak normal gıdaları L-karnitin ile takviye edildi. Grup 3 ve grup 4'teki ratlara 8 hafta süresince egzersiz protokolü uygulandı. Tüm ratlara işlem sonunda nefrektomi ve hepatektomi uygulanarak vena cava inferiorlarından kan alındı. Bu alınan örneklerde böbreğe ait dokuların histopatoloji (ödem, inflamasyon, vazokonjesyon, desquamasyon) ve biyokimya (SOD, GSH-PX, MDA) laboratuvarlarında değerlendirilmesi yapıldı. Karaciğer açısından ise genel histopatolojik değişiklikler, inflamasyon bakılmasına biyokimyasal olarak ALT ve AST değerlerine bakıldı. Egzersiz protokolü uygulanan ratlarda edilen sonuçlara göre kan biyokimyasal parametrelerde istatiksel olarak anlamlı sonuçlar ortaya çıkmamıştır. Böbrek dokusu ve serum antioksidan analizleri neticesinde ratlara ait SOD, GSH-PX ve MDA değerlerinin diyete Lkarnitin eklenmesine bağlı olarak gruplar arasında meydana gelen değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p materyalinde gözlenen doku kaybı, dilate tübül, koagulasyon, nekroz, epitelial düzlemde ve nüklear atılımı alanlarının L- karnitin kullanımı ile birlikte normalize olduğu tespit edilmiştir. Karaciğer doku histopatolojik doku analizleri neticesinde dejeneratif süreçle birlikte görülen steatoz alanlar, heapatosit balonlaşmaları, parankimal nekrotik alanlar ve sinüzoidal yoğun kanlanmalar gibi dokusal hasarların L-karnitinin beslenmeye eklenmesi ile birlikte minimalize edilebileceği sonucuna varılmıştır. Gelecekteki çalışmalarda egzersiz standardizasyon ile birlikte L-karnitin çalışmalarının verimliliğin değerlendirilmesi üzerine gerçekleştirilmesi önerilmektedir.
  • Öğe
    Birinci basamak sağlık çalışanlarında ortoreksiya nevroza prevalansi, risk faktörleri ve sağlık okuryazarlığı arasındaki illişki
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Tatlı, Merve; Yılmazel, Gülay
    Bu çalışmanın amacı birinci basamak sağlık çalışanlarında ortoreksiya nevroza prevalansı, risk faktörleri ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi incelenmektir. Kesitsel ve ilişki arayıcı türdeki bu çalışma Nisan 2020-Şubat 2022 tarihleri arasında Çorum ilinde 490 birinci basamak sağlık çalışanının katılımı ile tamamlandı. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik bilgi formu, ORTO-15 ölçeği, Yeme Tutum Testi-26, Beck Depresyon Ölçeği ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 kullanıldı. Değerlendirmelerde yüzdelik, ortalama, Ki-kare testi, Pearson Korelasyon ile multinominal lojistik regresyon analizleri kullanıldı. Katılımcıların %24,7'si 20-29 yaş grubunda, %38,6'sı 30-39 yaş grubunda ve %36,7'si 40 ve üstü yaş grubunda olup yaş ortalaması 36,1±8,7 yıl olarak saptanmıştır. Araştırma grubunun%35,7'si erkek ve %64,3'ü kadındır. Katılımcıların ünvanlarına göre dağılımı incelendiğinde %30,2'si doktor ve %69,8'i yardımcı sağlık personelidir. Katılımcıların ORTO-15 ölçeğinden aldıkların puanların ortalaması 38,3±6,2 olup %58,4'ü ortoreksiktir. Yeme tutum testinden alınan puanların ortalaması 14,3±10,2'dir ve %76,3'ünde yeme tutumu normaldir. Depresyon ölçeğinden alınan puanların ortalaması 30,3±7,7 iken %48,4'ünde depresyon şiddetlidir. Araştırma grubunun genelinde yetersiz/sorunlu sağlık okuryazarlığı oranı %46 olup ölçek puan ortalaması 37,1±9,1'dir. Katılımcıların yaşları, kiloları ve sağlık okuryazarlığı düzeyleri ile ortoreksiya eğilimi arasındaki ilişki pozitif yönde (p<0.05), yeme tutumları ve depresyon ile ortoreksiya eğilimi arasındaki ilişki negatif yönde anlamlıdır (p<0.001). Ortoreksiya riski sağlıklı ve temiz beslenmeye yönelik sosyal medya kanallarını takip edenlerde 2,09 kat, fiziksel aktivite yapanlarda 1,88 kat, anormal yeme tutumuna sahip olanlarda 5,35 kat ve depresyon düzeyi şiddetli olanlarda 2,40 kat daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak birinci basamak sağlık çalışanlarında ortoreksiya prevalansı ve depresyon oranı yüksektir, sağlık okuryazarlığı düzeyi düşüktür. Anormal yeme tutumu ve depresyon şiddeti ortoreksiya eğilimi üzerinde en etkili iki risk faktörüdür.
  • Öğe
    Düzenli egzersiz yapan kadınların egzersiz bağımlılık düzeylerinin incelenmesi
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Akkaya, Gönül; Taşkıran, Celal
    Bu çalışmanın amacı; düzenli egzersiz yapan kadınların egzersiz bağımlılık düzeylerinin incelenmesidir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Bu çalışma Çorum Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü'ne bağlı spor merkezleri ve kadın kültür merkezlerine üye olan kadınlardan 252'sinin gönüllü katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Kadınların egzersiz bağımlılık düzeylerini belirlemek için Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği-21 (EBÖ-21) ve kişisel bilgilerin yer aldığı 10 soruluk demografik bilgi formu uygulanmıştır. EBÖ-21 ile demografik bilgi form verilerinin tasnif edilmesinde Microsoft Office Excel, analiz edilmesinde ise IBMSPSS v26.0 istatistiksel analiz paket programı kullanılmışolup, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Elde edilen verilerin normallik değerlendirmesi çarpıklık (Skewness) ve basıklık (Kurtosis) değerlerine göre yapılarak verilerin -2 ve +2 arasında yer almasından dolayı verilerin normal dağıldığı varsayılmıştır. Bundan dolayı verilere parametrik testler uygulanmıştır. İkili karşılaştırmalarda Independent Samples t Test ve çoklu karşılaştırmalarda One-Way ANOVA testi kullanılmış, farkın anlamlı olduğu durumlarda farkın kaynağının tespiti için Post-Hoc (Gabriel, Games-Howell) analizi kullanılmıştır. EBÖ-21 ile demografik değişkenlerin ilişki düzeyini belirlemek için ise Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. İstatistiksel analizler incelendiğinde; çalışmaya katılan 252 kadının 150'si (%60) asemptomatik, 97'si (%38) semptomatik, 5'inin (%2) ise egzersiz bağımlısı olduğu belirlenmiştir. Egzersiz bağımlılığı kriterlerinden TK (Tolerans kriteri) ve EKEK (Egzersizin kesilme etkisi kriteri) semptomatik düzeyde olduğu, NEK (Niyet etkisi kriteri), KKK (Kontrol kaybı kriteri), ZK (Zaman kriteri), DAAK (Diğer aktiviteleri azaltma kriteri) ve DK (Devamlılık kriteri) asemptomatik düzeyde olduğu, EBÖ-TP (Egzersiz bağımlılığı ölçeği toplam puanı) ortalamasına bakıldığında asemptomatik düzeyde olduğu tespit edilmiştir. TK ile EKEK semptomatik olduğu için kadınların fizyolojik olarak bağımlı olduğu söylenebilir. EBÖ-TP ortalaması ile demografik bilgi değişkenleri arasındaki duruma bakıldığında YG (Yaş grubu), ÖD (Öğrenim durumu), HES (Haftalık egzersiz sıklığı), GES(Günlük egzersiz süresi) ve EBT (Egzersiz bağımlılığı tutumu) değişkenleri ile EBÖ-TP ortalaması arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). ÜCT (Aylık spora ayırılan ücret), ET (Egzersiz türü), EY (Egzersiz yılı), BGM (Bedensel görünümden memnunluk durumu) ve EBN (Egzersize başlama nedeni) değişkenlerinde ise anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Pearson korelasyon analizine bakıldığında; EBÖ-TP ile YG, HES, GES arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki, EBÖ-TP ile ÖD, EBT arasında negatif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak çalışmaya katılan kadınların %60'ının egzersiz bağımlısı olmadığı, %38'inin egzersiz bağımlılığı riski taşıdığı ve %2'sinin ise egzersiz bağımlısı olduğu görülmüştür. Aynı zamanda kadınların fizyolojik olarak egzersiz bağımlısı (TK, EKEK=semptomatik) olduğu da söylenebilir. Belirtilen demografik değişkenlerin (YG, ÖD, HES, GES, EBT) egzersiz bağımlılığı düzeyine etki ettiği belirlenmiştir. Diğer demografik değişkenlerin (ÜCT, ET, EY, BGM, EBN) ise egzersiz bağımlılık düzeyine etki etmediği sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    Bebek dostu hastanelerde çalışan çocuk hemşirelerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Baloğlu, Cansu; Özakar Akça, Selen
    Annelerin, anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi eksikleri anne sütüyle beslenen bebek sayısında azalmalara sebep olduğundan doğum sonrası emzirmenin ilk bir saat içinde başlatılması ve anneye doğru emzirme tekniklerinin öğretilmesi önemlidir. Bu nedenle hemşireler annelerin emzirme davranışlarını olumlu yönde etkilemeli, emzirmeyi yönetmeli, desteklemeli, yetersizlik hisseden anneleri belirlemeli, onlara çözüm aramalı ve annelerin bebeklerini ilk altı ay sadece anne sütü ile beslemesini sağlamalıdır. Hemşirelerin bu rollerini gerçekleştirebilmesi için anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri yeterli olmalıdır. Bu çalışma ile çocuk hemşirelerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel olup, Ocak -Haziran 2022 tarihleri arasında Orta Karadeniz Bölgesindeki bir il merkezi ve ilçelerinde bulunan, bebek dostu hastanelerde çalışan 166 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler "Hemşire tanımlayıcı bilgi formu" ve "Anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirleme formu" ile toplanmıştır. Kırk maddeden oluşan formdan alınabilecek en düşük puan 0, en yüksek puan 40'tır. İstatistiksel analizlerde SPSS paket programı kullanılmış, tanımlayıcı bilgi formundan elde edilen veriler, sayı ve yüzde (%), anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirleme formundan elde edilen veriler ortalama±standart sapma ile raporlanmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, bağımsız ikiden fazla grup için Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Hemşirelerin %51,8'i 26-35 yaş aralığında, %97'si kadın, %69,3'ü lisans mezunu, %42,8'i 1-5 yıl arasında çalışmakta olup, %26,5'i anne sütü ve emzirme danışmanlığı ile ilgili herhangi bir eğitim almamıştır. Hemşirelerin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyi puan ortalamaları 29,92±2,85 ile ortalamanın üzerindedir. Çalışmada 16 yıl ve üzeri çalışan hemşirelerin bilgi düzeylerinin 1-5 yıl çalışan hemşirelerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak çalışmaya katılan hemşirelerin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri ortalamanın üzerindedir. Bebek dostu hastanelerde çalışan hemşirelerin tam bir bilgi donanımına sahip olması gerektiği düşünülürse, hemşirelerin bilgi düzeyleri istenilen düzeyde değildir. Hemşirelere anne sütü ve emzirme danışmanlığı ile ilgili hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir
  • Öğe
    Ragbi milli takım sporcularının kendini sabotaj ve benlik saygısı düzeylerinin belirlenmesi
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Coşkun, Bünyamin; Kamuk, Yetkin Utku
    Bu çalışmanın amacı, ragbi milli takım sporcularının kendini sabotaj ve benlik saygısı düzeylerinin belirlenmesidir. Araştırmaya katılan katılımcılar, 2021 yılı içerisinde ragbi milli takım kamplarına davet edilen ve yer alan sporculardır. Çalışma, 98 ragbi milli takım sporcusunun (63 erkek ve 35 kadın) katılımı ile gerçekleşmiştir. Araştırmayı gerçekleştirebilmek için gerekli etik kurul izni Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu'ndan, kurum izni ise Türkiye Ragbi Federasyonu'ndan alınmıştır. Sporcular çalışmaya katılım öncesinde yazılı gönüllü olur vermişlerdir. Benlik saygısı düzeylerinin belirlenmesi amacıyla, Rosenberg (1965) tarafından geliştirilen ve Türkçe uyarlaması Tukuş (2010) tarafından yapılan Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Kendini sabotaj düzeyinin belirlenmesi için ise Jones ve Rhodewalt (1982) tarafından geliştirilen, Türkçe uyarlaması Akın (2012) tarafından yapılan Kendini Sabotaj Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeklerden elde edilen verilerin istatiksel analizi için SPSS 25.0 (IBM Corp., USA) kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk, Q-Q Plot ve histogram analizleri kullanılarak test edilmiş, verilerin normal dağılıma uygun olmadığı görüldüğünden, istatistiksel analizlerde parametrik olmayan testler kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre, ragbi sporcularının kendini sabotaj puanlarının literatürde belirtilen ortalama düzeyin altında olduğu, incelenen değişkenlere göre benlik saygısı puanlarında fark olmadığı, kendini sabotaj puanlarının eğitim düzeyi, spor yaşı ve araç sahibi olma değişkenlerine göre gruplara arasında anlamlı farka sahip olduğu bulunmuştur. Ragbi sporcularının benlik saygısı ve kendini sabotaj puanları arasında negatif yönlü ve r=-0,40 düzeyinde anlamlı ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. İleride yapılacak olan çalışmalarda kendini sabotaj ve benlik saygısının ragbi sporcularının performansları üzerindeki etkilerinin araştırılması, milli olmayan sporcuların da dahil edilmesiyle örneklem sayısının arttırılması, farklı branşlarda faaliyet gösteren elit sporcuların da araştırma kapsamına alınarak benzer bir araştırmanın yapılması önerilmektedir.
  • Öğe
    Çocuk hemşirelerinin terapötik oyun konusundaki bilgi düzeyleri
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Taşçı, Ayşenur; Özakar Akça, Selen
    Çocuklar hastaneye girdikleri andan itibaren, tanımadıkları kişilerle karşılaştıklarından, alışkın olmadıkları bir ortamda olmaları, bilinmezlik duygusu yaşamaları gibi faktörler nedeniyle stres yaşayabilmektedirler. Çocuğun stresini en az düzeye indirecek girişimler, bütüncül ve kaliteli bakım açısından önemlidir. Çocuğa uygulanacak girişimlerin oyunla bütünleştirilmesi çocuğun işlemleri tolere etmesini kolaylaştıracağından planlı aktivite olan terapötik oyunla gerçekleştirilmelidir. Hemşireler, terapötik oyunu bakıma entegre ederek hemşirelik bakımı sunmaları için terapötik oyun konusunda doğru bilgiye sahip olmalıdırlar. Bu çalışma ile çocuk kliniklerinde çalışan hemşirelerin terapötik oyun konusundaki bilgi düzeylerini belirlemek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu çalışma, Ocak 2020-Ocak 2022 tarihleri arasında bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk kliniklerinde çalışan, örneklem seçim kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 126 hemşire ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri, "Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Terapötik Oyun Konusundaki Bilgi Düzeyi Belirleme Anketi" ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS paket programı kullanılmış, elde edilen sayısal değişkenlerin tanımlayıcı istatistikleri ortalama±standart sapma ile birlikte ortanca kullanılarak raporlanmıştır. Gruplar arası sayısal verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 alınmıştır. Çalışmadaki hemşirelerin yaş ortalaması 30,80±6,21 olup, %56,3'ü 29 yaşından küçük, %61,9'u lisans öğrenim düzeyindedir. Hemşirelerin %88,1'i terapötik oyun konusunda eğitim almadığını, %79,4'ü terapötik oyun konusunda eğitim almak istediğini belirtmiştir. Hemşirelerin "Terapötik Oyun Konusunda Bilgi Düzeyi Belirleme Anketi" puan ortalamaları 19,22±4,15 ile ortalamanın üzerindedir. Hemşirelerin yaşa, öğrenim durumuna, terapötik oyun kavramını duyma durumuna, ilk duyduğu yer ve terapötik oyun konusunda eğitim alma durumuna göre "Terapötik Oyun Konusunda Bilgi Düzeyi Belirleme Anketi"nden aldıkları puan ortalamaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmaya katılan hemşirelerin terapötik oyun konusundaki bilgi düzeyleri ortalamanın üzerindedir, ancak hemşirelerin terapötik oyunu bakıma entegre ederek sunmaları için düşüktür. Hemşirelere terapötik oyun konusunda hizmet içi eğitim verilmesi önerilmektedir.
  • Öğe
    Farklı SQUAT egzersizleriyle uygulanan aktivasyon sonrası potansiyasyonunun sıçrama performansına etkileri
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Müderrisoğlu, Elif Gizem; Aydın, Erbil Murat
    Bu çalışma farklı squat egzersizleriyle uygulanan aktivasyon sonrası potansiyasyonunun (ASP) dikey sıçrama performansına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 14 erkek birey gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılara eksantrik, konsantrik, eşit eksantrik-konsantrik ve kontrol olmak üzere 4 farklı uygulama yapılmıştır. 1 TM %85'i ile 3 set 3 tekrar yapılan squat egzersizlerinden 30 sn, 3, 6 ve 9 dk sonra dikey sıçrama testleri tekrar edilmiştir. Eksantrik faz süresi uzun tutulan egzersiz uygulamasında squat egzersizi eksantrik faz süresi 4 sn konsantrik faz süresi 2 sn'de tamamlanmıştır. Konsantrik faz süresi uzun tutulan egzersiz uygulamasında squat egzersizi eksantrik faz süresi 2 sn konsantrik faz süresi 4 sn'de tamamlanmıştır. Bir diğer uygulamada squat egzersizinin eksantrik faz süresi 3 sn ve konsantrik faz süresi 3 sn'de tamamlanmıştır. Kontrol uygulamasında ise herhangi bir aktivite yapılmadan squat egzersiz uygulamasında geçen süre kadar pasif dinlenme yapılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi için tekrarlı ölçümlerde çift yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda konsantrik faz süresi uzun tutulan squat uygulaması ile kontrol uygulaması arasında ön test ile karşılaştırıldığında 30 sn, 3. ve 6. dakikalarda dikey sıçrama performansında anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Performans artışının en yüksek olduğu zaman dilimi 3. dakika olmuştur. Eksantrik faz süresi uzun tutulan ve eşit eksantrik-konsantrik faz süreli squat uygulamalarında dikey sıçrama performansında kontrol uygulamasına göre anlamlı bir fark görülmemiştir. Sonuç olarak 1 TM %85'i ile yapılan 3 set 3 tekrar konsantrik faz süresi uzatılan squat egzersizinin dikey sıçrama performansını artırdığı bulunmuştur.
  • Öğe
    Statik germe ve köpük silindir egzersizlerinin kassal dayanıklılık üzerine akut etkilerinin incelenmesi
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Ertunç, Hüseyin Aykut; Aydın, Erbil Murat
    Köpük Silindir ve miyofasyal gevşetme uygulama yöntemleri günümüzde sportif aktiviteler öncesi ısınmalarda ve aktivite sonrasında çokça uygulanan, bu yöntemler geliştirilmeye ve araştırılmaya açık yöntemlerdir. Bu çalışmanın amacı; quadriceps kas grubuna uygulanan statik germe ve köpük silindir uygulamalarının kassal dayanıklılık tekrar performansına olan akut etkilerini incelemektir. Çalışmaya, 18-32 yaş aralığında, 21 gönüllü erkek bireyler katılmıştır. Çalışma çapraz deney desenine göre gerçekleştirilmiştir. Çalışma 4 seansta gerçekleşmiştir. İlk seansta sabah katılımcıların boy, vücut ağırlığı, vücut yağ yüzdesi ölçümleri gerçekleşmiştir. Daha sonra katılımcılar rastgele olarak 3 gruba ayrılmışlardır; 1. grup statik germe grubu (SG), 2. grup köpük silindir grubu (KS) ve 3. grup kontrol grubudur (KG). Daha sonraki 3 seansta katılımcılar grup değiştirerek çalışmaya devam edilmiştir. Seans değişimlerinde katılımcılara 48 saat dinlenme verilmiştir. Seanslara başlamadan önce katılımcıların 1 tekrar maksimal ağırlıkları belirlenmiştir . Katılımcıların kassal dayanıklılık performansları leg extension makinesinde tekrar testi ile belirlenmiştir. Katılımcılar kassal dayanıklılık testini 1 tekrar maksimal ağırlıklarının %70 şiddeti ile gerçekleştirmişlerdir. Statik germe ve köpük silindir egzersizleri ön test ve son test arasıda 3 set ve her set 30 saniye olacak şekilde uygulanmıştır. Setler arasında katılımcılara 30 saniye dinlenme verilmiştir Katılımcıların ön test ve son testte yapabildikleri en fazla tekrar sayısı istatistiksel analizlerde kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Friedman ve Wilcoxon testi kullanılmıştır. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre statik germe uygulaması sonrası tekrar sayılarında anlamlı azalma olduğu (p<0,05), köpük silindir uygulaması sonrasın da ise istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak quadriceps kas grubu üzerine 3 set 30 saniye gerçekleştirilen statik germe egzersizlerinin quadriceps kassal dayanıklılık performansını olumsuz etkilediği ancak köpük silindir egzersizlerinin kassal dayanıklılık performansını olumlu etkilediği bulunmuştur. Bu nedenle kassal dayanıklılık performansı öncesi köpük silindir egzersizlerinin gerçekleştirilmesi önerilebilir.
  • Öğe
    Erkek sağlık çalışanlarında sigara içme davranışı, sigarayı bırakmanın belirleyicileri ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Uyar, Pelin; Yılmazel, Gülay
    Bu çalışma, erkek sağlık çalışanlarında sigara içme davranışı, sigarayı bırakmanın belirleyicileri ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel türdeki bu araştırma Haziran-Ağustos 2021 tarihleri arasında Amasya iline bağlı Merzifon, Suluova ve Gümüşhacıköy ilçelerindeki birinci ve ikinci basamak sağlık kurumlarında görev yapan, 18 yaş ve üzeri, 250 erkek sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 22.0 programı aracılığı ile yüzdelik, ortalama, ki-kare testi, Fisher's exact testi, Anowa ve normal dağılım göstermeyen verilerde Kruskal Wallis H test ve Mann Whitney U Test ile binary lojistik regresyon ve doğrusal regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma grubunun sağlık okuryazarlığı genel indeks puan ortalaması 41,1±5,1'dir. Sağlık okuryazarlığı düzeyinin %50,8 oranı ile yeterli olduğu, yeterli sağlık okuryazarlığı düzeyinin sigara içenlerde %48,9, sigara içmeyenlerde %53,5 olduğu belirlenmiştir. Sigara içen erkek sağlık çalışanlarının sağlık okuryazarlığı düzeyi; lisansüstü eğitim alanlarda en fazla olup (p<0.000), hekim/diş hekimi grubunda diğer ünvanlara göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.000). Sigara içen katılımcıların Fagerström nikotin bağımlılık puan ortalaması 3,2±2,7 olarak bulunmuştur. Nikotin bağımlılık puanları ile sigaraya ilk başlama yaşları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde ilişki belirlenmiştir (p<0,000). Sigara içen erkek sağlık çalışanlarının %55'i düşük, %25,5'i orta, %19,5'i yüksek derecede nikotin bağımlısı olduğu tespit edilmiştir. Sağlık algısını orta olarak belirtenlerin %44,4'ünün yüksek düzeyde nikotin bağımlısı olduğu görülmüştür (p<0,05). Yalnızlık, stres, öfke nedeniyle sigara içme nedenleri ile nikotin bağımlılığı düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlılık belirlenmiştir (p<0,05). Erkek sağlık çalışanlarının tütün politikalarını caydırıcı bulmadığı görülmüştür (p<0,05). Sigarayı bırakma öz-yeterliliği düşük olanların %39,5'nin yüksek düzeyde nikotin bağımlısı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sağlık okuryazarlığı düzeyi mükemmel olan katılımcıların %51,4'ünün, yeterli olanların %42,9'unun iki ay içerisinde sigarayı bırakamayacağı saptanmıştır (p<0,000). Sonuç olarak, erkek sağlık çalışanlarında sigara içmenin ve sigarayı bırakmann risklerine karşı düşük farkındalığın sağlık okuryazarlığı düzeylerinden etkilendiği belirlenmiştir.
  • Öğe
    Üniversiteli kız öğrencilerde emosyonel sorunların premenstrual sendroma etkisi
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Ergin, İlknur; Büyükkayacı Duman, Nuriye
    Bu çalışma üniversiteli kız öğrencilerdeki emosyonel sorunların premenstrual sendroma etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma, 2021-2022 eğitim öğretim yılı arasında Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde öğrenim gören, evreni bilinen örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 195 kız öğrenci ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında “Kişisel Bilgi Formu (KBF)”, “Depresyon Anksiyete Stres-21 Ölçeği (DASS-21)”, “Premenenstrual Sendrom Ölçeği (PMSÖ)” uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman's rho korelasyon testi kullanıldı. Çalışmamızda, öğrencilerin %69,7’sinin 18-20 yaş aralığında, %82,56’sının çekirdek aile tipine sahip olduğu tespit edildi. Öğrencilerin %55,38’nin çok ileri derecede depresyon, %68,71’inin çok ileri derecede anksiyete ve %53,8’inin çok ileri derecede stres yaşadığı tespit edildi. Üniversiteli kız öğrencilerin PMSÖ toplam puan ortalamaları ve PMSÖ alt boyut puan ortalamaları ile DASS-21 puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulundu (p<0,001). Sonuç olarak çalışmamızda, üniversiteli kız öğrencilerin DASS-21 puan ortalamaları ile PMSÖ puan ortalamaları arasında orta derecede pozitif yönde bir ilişki olduğu tespit edildi (r=,550; p=<0,001).
  • Öğe
    Beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin özel gereksinimli çocuklara yönelik öz-yeterlik ölçeği Türkçe uyarlaması ve geçerlik-güvenirlik çalışması
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Şahin, Eren; Özdurak Sıngın, Rabia Hürrem
    Bu araştırmada, özel gereksinimli bireylere beden eğitimi ve spor (BES) uygulamaları sunan öğretmenlerin özel gereksinimli çocuklara yönelik öz-yeterliklerini belirlemek amacıyla geliştirilmiş Beden Eğitimi Öğretmen Eğitimi Branşlarında Engelli Çocuklara Yönelik Öz-Yeterlik Ölçeği'nin Türkçeye uyarlanması ve geçerlik-güvenirlik analizlerinin yapılmasını amaçlanmıştır. Ölçek zihinsel yetersizlik (ZY), bedensel yetersizlik (BY) ve görme yetersizliği (GY) alt ölçekleri olmak üzere üç farklı alt ölçekten oluşmaktadır. Genel tarama modelinde yürütülen bu araştırmaya Türkiye'nin farklı illerindeki Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda görev yapan BES öğretmenleri ile üniversitelerin BES öğretmenliği/eğitimi bölümünün 4.sınıflarında okuyan öğretmen adayları olmak üzere toplamda 352 katılımcı dahil olmuştur. Verilerin analizinde SPSS 26, Jamovi ve SPSS AMOS 22 paket programlarından yararlanılmıştır. Ölçeğin geçerlik analizleri; dil geçerliği, kapsam geçerliği, yapı geçerliği (açımlayıcı faktör analizi [AFA], doğrulayıcı faktör analizi [DFA]) ve güvenirlik analizleri; cronbach alfa katsayısı, iki yarı güvenirlik ve test-tekrar test ile yapılmıştır. Ölçeğin yapı geçerliği örneklemin eşit sayıda katılımcıdan oluşan rastgele seçilmiş iki gruba ayrılarak, ilk gruba AFA, ikinci gruba DFA uygulanması ile incelenmiştir. Elde edilen bulgular, dil ve kapsam geçerliği sağlanmış, AFA sonucunda her alt ölçeği tek faktörden oluşan ve alt ölçeklerin tamamında toplam varyansın yeteri düzeyde açıklandığı (ZY alt ölçeğinde %65,66, BY alt ölçeğinde %67,70 ve GY alt ölçeğinde %68,16) Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenlerinin Özel Gereksinimli Çocuklara Yönelik Öz-Yeterlik Ölçeği-Türkçe Versiyonu'nu (BESÖY-TR) ortaya koymuştur. DFA'dan elde edilen bulgular ise BESÖY-TR alt ölçeklerinin tek faktörlü yapılarını doğrulamıştır. DFA uyum indeksleri incelendiğinde BESÖY-TR'nin alt ölçeklerinin iyi ya da kabul edilebilir uyum gösterdiği saptanmıştır. BESÖY-TR'nin güvenirlik analizi bulgularında pilot güvenirlik sonuçları ZY alt ölçeği için 0.95, BY alt ölçeği için 0.95 ve GY alt ölçeği için 0.96 cronbach alfa katsayısına sahip olduğu, test-tekrar test güvenirliği sonuçlarının ise ilk uygulama ve sonraki uygulama arasında ZY alt ölçeği için 0.95, BY alt ölçeği için 0.87 ve GY alt ölçeği için 0.84 değerinde korelasyona sahip olduğu saptanmıştır. BESÖY-TR'nin cronbach alfa iç tutarlılık katsayıları incelendiğinde ise ZY, BY ve GY alt ölçekleri için değerlerin sırasıyla 0.92, 0.93 ve 0.91 olduğu belirlenmiştir. Ayrıca test-tekrar test yöntemindeki uygulamalar arasındaki zaman faktörü ve eş değer ölçek güvenirliğindeki benzer ölçek olmaması sorunu sebebiyle iki yarı güvenirlik analizi spearman-brown iç tutarlılık kat sayısı ile incelenmiş ve ZY alt ölçeği için 0.92, BY alt ölçeği için 0.93, GY alt ölçeği için ise 0.91 spearman-brown iç tutarlık kat sayısı belirlenmiştir. BESÖY-TR'den elde edilen puanların katılımcıların farklı özelliklerinden etkilenip etkilenmediğini belirlemek için normal dağılım sağlandığından bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü ANOVA (Post hoc testleri; Tukey ve Tamhane's T2) analizi yapılmıştır. Katılımcıların BESÖY-TR tüm alt ölçek puanlarının bölüm, yaş, özel gereksinimli bireylerle profesyonel deneyim durumları, uyarlanmış BES ya da benzer ders alma durumlarına göre farklılaştığı ancak cinsiyet değişkenine göre farklılaşmadığı saptanmıştır. Zihinsel yetersizliği olan bireylerle kişisel deneyim durumu yalnızca ZY alt ölçeğini, bedensel yetersizliği olan bireylerle kişisel deneyim durumu ZY ve GY alt ölçeğini ve görme yetersizliği olan bireylerle deneyim durumu ise tüm alt ölçekleri etkilemiştir. Sonuç olarak, BESÖY-TR'nin BES öğretmenleri ile öğretmen adaylarının özel gereksinimli çocuklara yönelik öz-yeterliklerini belirlemede oldukça geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir.
  • Öğe
    Spor işletmelerinde çalışan bireylerde iş doyumu ve tükenmişlik düzeyinin belirlenmesi
    (Hitit Üniversitesi, 2022) Demirtaş, Aynur; Mumcu, Hasan Emre
    Bu çalışmada örgütsel davranış biliminin dallarından olan iş doyumu ve tükenmişlik düzeyi kavramları spor işletmeleri özelinde incelenmiştir. İş doyumu ve Tükenmişlik kişilerin iş hayatları ile bağlantılı olan bir durumdur. Tükenmişlik düzeyinin yüksek olması ve iş doyumunun düşük olması hem bireysel hem de örgütsel bakımdan negatif etkilere sahip bozukluklardır. Bu çalışmada spor işletmelerinde çalışan bireylerin cinsiyeti, eğitim durumu, yaşı, medeni durumu, çalıştığı yıl, gelir düzeyi, günlük çalışma saati, egzersiz yapıp yapmama durumu ve statü gibi değişkenlere göre değişip değişmeyeceğini belirleyerek spor işletmelerinde çalışan bireylerin iş doyumu ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini İstanbul ilinde belediye spor merkezlerinde aktif olarak görev yapan çalışanlar, örneklemini ise gönüllü ve seçkisiz bir biçimde 150 kadın ve 364 erkek olmak üzere 514 spor tesisi çalışanı oluşturmuştur. Veriler, üç aşamalı anket aracılığı ile toplanmıştır. Anketin ilk kısmında demografik bilgileri kapsayan form, ikinci kısmında Minnesota İş Doyum Ölçeği, üçüncü kısmında ise Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Spor işletmelerinde çalışan bireylerin cinsiyeti, eğitim durumu, yaşı, medeni durumu, çalıştığı yıl, gelir düzeyi, günlük çalışma saati, egzersiz yapıp yapmama durumu ve statü gibi değişkenlere göre anlamlı farklılıkların oluştuğu saptanmıştır. Yaptığımız çalışmada Minnesota iş doyumu ve Maslach tükenmişlik alt boyutlarının ilişki düzeyi incelendiğinde Minnesota iş doyumu ve Maslach tükenmişlik arasındaki tüm alt boyutlarda negatif yönlü bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir.
  • Öğe
    Çorum il merkezinde lise son sınıf öğrencilerinde e-sağlık okuryazarlığı düzeyi ve seçilmiş sağlık davranışları
    (Hitit Üniversitesi, 2021) Özden, Seyyide; Yılmazel, Gülay
    Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu çalışma, Eylül 2019-Şubat 2021 tarihleri arasında, Çorum il merkezinde lise son sınıf öğrencilerinde e-sağlık okuryazarlığı düzeyini ve seçilmiş sağlık davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya il merkezindeki devlet okullarında öğrenim gören gönüllü 1349 lise son sınıf öğrencisi dahil edilmiştir. Grup anket yöntemi ile toplanan araştırma verilerinin değerlendirilmesi SPSS 21.0 programı aracılığıyla yüzdelik, ortalama, ki-kare testi kullanılarak yapılmıştır. Değerlendirilmelerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır. Katılımcıların %44,6'sı erkek %55,4'ü kadın olup yaş ortalaması 17,4±0,6 yıl olarak saptanmıştır. Öğrencilerin e-sağlık okuryazarlığı ölçeğinden aldıkları puan ortalaması 25,9±5,7 bulunmuştur. Katılımcıların %54,4'ünde e-sağlık okuryazarlığı yüksek (26-40 puan), %45,6'sında e-sağlık okuryazarlığı düşük (8-25 puan) düzeydedir. Öğrencilerin öğrenim gördüğü okul türü, baba eğitim düzeyi ve sağlık durum algısı e-sağlık okuryazarlığı açısından anlamlı farklılık oluşturmuştur (p<0,05). Sağlık kontrollerini düzenli yaptırmayanların oranı %70,6 olup bu grupta düşük e-sağlık okuryazarlığı oranı %75,3'tür (p<0,01). Son bir yılda kan basıncını ölçtürenlerin oranı %48,6'dır ve bu grupta e-sağlık okuryazarlığı daha yüksektir (%54,5) (p<0,001). Son bir yılda kan kolesterolünü ölçtürmeyenler (%78,8) arasında düşük e-sağlık okuryazarlığı oranı anlamlı ölçüde yüksektir (%81,3) (p<0,05). Öğrencilerin tamamına yakını son bir yılda vücut ağırlığını ölçmüştür ve bu grupta e-sağlık okuryazarlığı anlamlı ölçüde yüksektir (p<0,001). Meyve-sebze tüketim sıklığı ve fast-food tüketimi öğrencilerin e-sağlık okuryazarlığı düzeyi üzerinde anlamlı farklılık oluşturmuştur (p<0,05). Öğrencilerin tamamına yakını (%81,2) düzenli egzersiz yapmamaktadır ve bu grupta e-sağlık okuryazarlığı anlamlı ölçüde düşüktür (%82,4) (p<0,05). e-Sağlığa ilişkin davranışlardan son bir haftada sağlıkla ilgili araştırma yapma, sağlıkla ilgili konulara yönelik algı ve sağlıkta bilgiye erişimde kaynak kullanma durumu açısında e-sağlık okuryazarlığı anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Öğrencilerin %25,2'si cep telefonuna sağlık aplikasyonları indirmiştir ve cep telefonuna sağlık aplikasyonu indirmeyenlerde düşük e-sağlık okuryazarlığı daha yaygındır (p<0,001). Öğrencilerin yaklaşık üçte ikisi e-nabız uygulamasını duymuştur ve bu grupta yüksek e-sağlık okuryazarlığı daha yaygındır (p<0,05). Sonuç olarak adolesanların e-sağlık okuryazarlığı düzeyi düşük bulunmuştur. Seçilmiş sağlık davranışları e-sağlık okuryazarlığı düzeyi üzerinde anlamlı farklılık oluşturmuştur.
  • Öğe
    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda yaşam kalitesi
    (Hitit Üniversitesi, 2019) Söngüt, Semra; Özakar Akça, Selen; Özdelikara, Afitap
    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklar yaşamlarının her alanında güçlük çeken kronik bir rahatsızlıkla baş etmek zorunda kaldıklarından yaşam kalitesinin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çocuğun sosyal yaşantısına, okuldaki başarısına, gelecekteki eğitim sürecine dolayısıyla yaşam kalitesine önemli zararlar verebilen DEHB'nin erken dönemde belirlenmesi ve tedavi edilmesi yaşam kalitesini desteklemeye/artırmaya katkı sağlar. Bu çalışmadaki amaç, 8-12 yaş arasındaki 75 DEHB tanılı çocuğun yaşam kalitesinin belirlenmesidir. Araştırma, DEHB nedeniyle Çorum Rehberlik ve Araştırma Merkezi'ne başvuruda bulunan 8-12 yaş arası 75 çocuk ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında "tanıtıcı bilgi formu" ve "Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Olan 8-12 Yaş Grubu Çocuklarda Yaşam Kalitesi Ölçeği (DE/HB-YKÖ)" kullanıldı. Araştırmanın istatistiksel analizleri SPSS 22 programına göre değerlendirildi. Çalışmaya katılan çocukların yaş ortalaması 10,48±1,25 olduğu belirlendi ve %70,7'sinin erkek olduğu saptandı. Araştırmaya alınan çocukların DE/HB-YKÖ'ye göre puan ortalaması; okulda: 48,14±17,67; evde: 46,72±18,68 olup, aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Araştırmaya katılan çocukların DE/HB-YKÖ bilişsel alt boyutundan aldıkları puan ortalamaları, okulda: 52,7±5,01; evde 51,4±5,26, sosyal alt boyutundan aldıkları puan ortalamaları okulda: 51,7±7,05; evde 51,3±6,90 ve duygusal alt boyutundan aldıkları puan ortalamaları okulda: 51,9±7,91; evde 50,8±7,67 olup, ölçeğin okulda ve evde bilişsel, sosyal ve duygusal alt boyutlarından alınan puan ortalamaları arasındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0,05). Araştırmada DEHB olan çocukların %44,0'ının yaşam kalitelerini orta düzeyde algıladıkları görüldü. Sonuç olarak, DEHB olan çocukların okulda ve evde orta düzeyde yaşam kalitesine sahip olduğu belirlendi. Bu bağlamda pediatri hemşirelerinin, DEHB olan çocukları erken dönemde belirleyerek tanılama ve tedavi için gerekli merkezlere yönlendirmeleri, bu konuya yönelik tarama çalışmalarını yapması, çocuğa, ailesine, öğretmenine ve sosyal çevresine danışmanlık hizmeti sunması, DEHB olan çocuklara ve ailelere verilecek desteğin sürekliliğini sağlayarak, çocukların yaşam kalitelerine katkı sağlamaları önerilmektedir.
  • Öğe
    Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin sağlıklı yaşam davranışları ve ruhsal sağlık durumu
    (Hitit Üniversitesi, 2019) Çalmaz, Ayşe; Yılmazel, Gülay; Altay, Birsen
    Bu araştırmanın amacı Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin sağlıklı yaşam davranışlarının ve ruhsal sağlık durumlarının değerlendirilmesidir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan araştırma etik kurul onayı alındıktan sonra 22 Eylül-30 Ekim 2017 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın evrenini Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören 472 öğrenci oluşturdu. Araştırma 375 öğrencinin katılımıyla tamamlandı. Araştırmanın verilerinin toplanmasında sosyo-demografik bilgi formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-52 ve Genel Sağlık Anketi-12 kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizinde; bağımsız gruplar için t testi, One-Way Anova (Post-hoc Tukey testi), Pearson Kolerasyon analizi ve Ki-kare testi kullanıldı. Değerlendirmelerde p<0,05 değerleri istatistiksel açıdan anlamlı olarak kabul edildi. Araştırma kapsamına giren öğrencilerin %72,5'i kadın, %27,5'i erkek, %60,8'i' 21 yaşın altında ve yaş ortalaması 20,37±2,04 yıldır. Öğrencilerin %34,1'i birinci sınıfta, %88,3'ü hemşirelik bölümünde öğrenim görmektedir. Araştırmaya katılan öğrencilerin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği toplam puanı 123,14±19,71 olarak bulunmuştur. En yüksek puan ortalamasının kişilerarası ilişkiler, en düşük puan ortalamasının ise fiziksel aktivite boyutuna ait olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin sınıf düzeyleri, bölümleri, aile yapısı, ekonomik durum ve genel sağlık algıları, kronik hastalık durumları ile sigara içme durumları sağlık yaşam davranışları üzerinde etkili bulundu (p<0,05). Öğrencilerin %48,3'ünde ruhsal sağlık iyi, %51,7'sinde ruhsal sağlık kötü bulundu. Sürekli olarak köy/kasabada yaşayanlar ile halen sigara içenlerde ve alkol kullananlarda ruhsal sağlık daha kötüdür (p<0,05). Genel sağlığı iyi olanların ruhsal sağlığı da daha iyidir (p<0,05). Arkadaş ilişkisi ve akademik başarı algısı öğrencilerin ruhsal sağlıkları üzerinde anlamlı etkiye sahipti (p<0,05). Bölümünden memnun olanların ruhsal ağlıkları daha iyidir. Son bir yıl içinde kaygı yaşadığını belirten öğrencilerde ruhsal sağlık daha kötüdür (p<0,05). Ruhsal sağlığı iyi olan öğrencilerde sağlıklı yaşam davranışları daha yüksektir (p<0,05). Öğrencilerin sağlıklı yaşam davranışları azaldıkça ruhsal sağlıkları kötüleşmektedir (p< 0,05). Öğrencilerin sağlıklı yaşam davranışları orta düzeyde olup en az aldıkları puan fiziksel aktivitedir. Öğrencilerin yarısından fazlasında ruhsal sağlık durumu kötüdür. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları olumlu hale geldikçe ruhsal sağlık durumları daha iyi olmaktadır. Sağlıkla ilgili alanlarda öğrenim gören öğrenciler mesleki ve toplumsal rolleri gereği öncelikle kendi yaşam davranışlarını düzeltmelidirler. Bu sayede fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı bireyler olarak hizmet verecekleri toplumu etkileme özelliğini kazanabilirler.