Cilt 18, Sayı 36, Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 4 / 4
  • Öğe
    Eski Anadolu Türkçesi Kur'an Tercümelerinde Esmâ-i Hüsnâ'yı karşılayan söz varlığı
    (Hitit Üniversitesi, 2019) Kuyma, Erol
    Eski Anadolu Türkçesi döneminde yazılmış satır altı Kur’an tercümeleri, Türkçenin söz varlığı açısından zengin veri kaynaklarıdır. Temel amacı, Arapça bilmeyen halkın kendi dilinde Kur’an’ı okuyup anlamasını sağlamak olan bu çevirilerde, mütercimler hem konunun hassasiyeti gereği hem de halkın kullandığı dili temsilen titiz davranmışlardır. Satır altlarında “bire bir kelime çevirisi” şeklinde oluşturulan bu tercümeler, yazıldıkları dönemin dil özelliklerini ortaya koyma bakımından önemli eserlerdir. Tercümeler, Arapça karşısında Türkçenin ifade gücünü göstermesi açısından da ayrı bir öneme sahiptirler. Bu konuda daha önce yapılan benzer çalışmalara ek olarak Kur’an’da Esmâ-Hüsna’nın (Allah’ın en güzel isimleri) geçtiği yerler incelenip aynı Esmâ’nın Türkçedeki farklı karşılıkları da tespit edilmeye çalışılmıştır. Esmâ-i Hüsnâ’ya karşılık gelen ifadeler yapı bakımından sınıflandırılmıştır. Sınıflandırma sonucunda sıfat-fiilllerin ve sıfat-fiil gruplarının Esmâ’ların Türkçe ifadesinde yoğun bir şekilde tercih edildiği görülmüştür. Bir Türkçeleştirme yöntemi olarak karşımıza çıkan bu kullanımlar anlam boyutu ile ayrı bir öneme sahip olan Allah’ın isimlerinin dönem Türkçesine özgü karşılıklarıdır. Kur’an’ın Türkçe çevirilerinde, dilde var olan kelime ihtiyacına Türkçe kelimelerle bu dönemde ne şekilde cevap verildiği ve Türk dilinin kelime türetmede ve söz diziminde nasıl hareket ettiği açıkça görülebilmektedir. Yapılan bu tarz çalışmaların günümüz Türkçesi söz varlığına ve sözlük çalışmalarına katkı sağlayacağı umulmaktadır.
  • Öğe
    Tefsir, Siyer, Tarih ve Kur'ân' ın kaynaklığı üzerine
    (Hitit Üniversitesi, 2019) Türcan, Selim
    Studies on early Islam have become very important for Muslims because of their referential and emotional value. The reliability of this information is tried to be tested on the basis of the Qur'an. The fact that the Qur'an is the source of the reliable information has come to the prominence again in the context of the Qur'an-Sîrah-Tafsîr in the studies of both Westerners and Muslims. The efforts to establish the Qur’anic chronology in the West over the last hundred and fifty years are the infrastructure works to use the Qur'anic text as a source of history. Although Muslims were influenced by Westerners, chronology information for them was only a part of the religious efforts to understand the Qur'an. Muslims have not been able to adopt it as an additional paradigmatic stance on their basic perspective. In particular, a neo-tafsir perspective, which was put by the literalist modernism and historicist approach in the place of all the classical Islamic sciences, influenced all kinds of studies in the same direction, especially the studies of the sîrah and history. Therefore, we do not see a basic innovation in the paradigmatic stance of Muslims. In order to reveal the historical source value of the Qur'an and to produce healthy information, we need to convert the history of the Qur'an and the Qur’anic chronology to a seperate historical study area instead of an exegetical one. The benefits of these studies to the classical Islamic sciences such as sîrah, tafsir and fiqh should be considered as a secondary issue. This is the only way to get healthy information which is not distorted by the personal and social expectations.
  • Öğe
    John Dewey'in Naturalistik din anlayışı
    (Hitit Üniversitesi, 2019) Çıtır, İlhami; Tanış, Abdulkadir
    Pragmatizmin önde gelen isimlerinden biri olan John Dewey, Ortak Bir İman adlı eserinde din hakkındaki görüşlerini detaylıca ifade etmiştir. Temel olarak natüralistik bir bakış açısından hareketle dini ele alan Dewey, konu hakkındaki görüşlerini din ve dinsel arasında öngördüğü ayrıma dayandırmaktadır. Burada din, bir dinin belirli inanç veya pratikler kümesini ya da bu inanç ve pratikler etrafında şekillenmiş olan kurumsal yapıyı dile getirmektedir. Buna karşın, dinsel, yaşamdaki bütün insani ideal amaçlara yönelik benimsenebilecek bir tutumu ifade etmektedir. Onun ileri sürdüğü görüşün özü, dinî olanı daha ziyade doğaüstüyle özdeş gören tarihsel din, kurum veya öğretilerin reddedilmesi, bu sayede tecrübedeki dinsel öğelerin, tarihsel dinlerin getirdiği inanç, dogma vb. öğelerin yükünden özgürlüğe kavuşturulmasıdır. Dolayısıyla, o, doğaüstüne başvurulmadan dinî tecrübenin doğal dünyanın olumsal koşulları içerisinde yorumlanması gerektiğini savunmaktadır. Bu çalışmada, Dewey’in din konusundaki iddiaları eleştirel bir bakışla analiz edilecektir. Bunun için öncelikle onun din konusundaki görüşleri betimsel olarak detaylı bir şekilde ortaya konulacak ve daha sonra bunların değeri tartışılacaktır. İlk olarak, din ve Tanrı konusundaki görüşleri geleneksel teist ve realist anlayışlarla karşılaştırıldığında Dewey’in bir teist veya realist olarak değerlendirilemeyeceği ifade edilecektir. İkinci olarak, görüşleri her ne kadar geleneksel realist veya teist anlayışlar bağlamında yorumlanmaya müsait olmasa da, onun tam anlamıyla anti-realist veya ateist bir bakış açısına sahip olmadığı daha ziyade orta yolcu bir noktada durduğu iddia edilecektir
  • Öğe
    William Alston'da ilâhî bilginin doğası ve zaman
    (Hitit Üniversitesi, 2019) Tanış, Abdulkadir
    In the contemporary philosophy of religion, William P. Alston has proposed one of the most important views on the nature of divine knowledge. The basic reason for the view, which can be called as intuitive conception of knowledge, is that it is the perfect way to explain the nature of divine knowledge. According to the view, divine knowledge related to an entity or a fact is simply the immediate awareness of that entity or fact. The basic emphasis of intuitive conception of knowledge is that God knows all things with absolute immediate awareness, even without God’s own mental representations. Therefore, divine knowledge does not include any belief or proposition since it implies indirectly knowing. It has been argued that these claims of Alston about the nature of divine knowledge have important implications for the relation between God and time. From this point of view, some thinkers have claimed that intuitive conception of knowledge requires God’s timelessness, while others have claimed the opposite. In this study, although intuitive conception of knowledge seems more compatible with God’s timelessness, I will argue that it is insufficient to explain the nature of divine knowledge. And I will give two reasons for this claim. If intuitive conception of knowledge is accepted, (i) it will limit the extent of divine knowledge and (ii) it cannot be preserved the different mode of being between God and temporal beings. Thus, I will conclude that intuitive conception of knowledge as described by Alston is not satisfactory in explaining the nature of God.