Cilt 11, Sayı 2, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Antropoloji alanındaki yayınların bibliyometrik analizi(Hitit Üniversitesi, 2018) Demir, EmreBu çalışmada 1975-2017 yılları arasında “Antropoloji” araştırma alanında yayınlanan ve Web of Science (WoS; Thomson Reuters, New York, NY, USA) veri tabanında indekslenen tüm yayınlar bibliyometrik olarak analiz edilmiştir. Bibliyometrik analizler ile Ülkemizin Antropoloji literatüründeki etkinliği de değerlendirilmiştir. Ayrıca araştırmamızda Antropoloji alanında genel ve yerli literatürdeki aktif yazarların, ülkelerin, en çok atıf alan makalelerin ve trend konuların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bibliometrik Ağ görselleştirmeleri için VOSviewer (Version 1.6.9) paket programı kullanılmıştır. Analizler sonucunda Antropoloji alanında 82.185 (%40,7)’i makale kategorisinde olmak üzere toplam 201,860 yayın bulunmuştur. En çok yayın 2015 yılında (4,241 yayın) yayınlanmış olup, ABD 32,071 (39.0%) yayın ile en fazla literatüre katkı yapan ülke olmuştur. Antropoloji alanında en çok yayın üreten yazar ise Malina RM (134 yayın) olarak bulunmuştur. Literatüre en fazla katkı yapan derginin Journal of Archaelogical Science (5,293 yayın) olduğu görülmüştür. Türkiye adresli yayın sayısı 826 (%1.0) olarak bulunmuş olup literatüre katkı açısından Türkiye’nin 21. Sırada olduğu belirlenmiştir.Öğe Hitit hukuki metinlerinde ataerkillik ve anaerkillik ışığında veraset(Hitit Üniversitesi, 2018) Kumaş, ArifAnadolu’nun ilk merkezi siyasi devletini kuran Hititler, askerî, siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda olduğu gibi hukuk alanında da özenli bir kurumsallaşmaya gitmiş, “Eski Devlet” zamanından itibaren muhtelif konularda kanun hükümleri hazırlayıp kayıt altına almıştır. Bunlar, devletin işleyişiyle ilgili ferman, vasiyetname, talimatname ve 200 maddeden oluşan ve tarım, üretim, ceza hukuku ve aile hukuku gibi birçok alanda hükümler içeren Hitit kanunudur. Kanun niteliğindeki hükümlerde aile hukuku, evlenme, boşanma, içgüveyilik, evlatlık alma gibi konuların yanı sıra veraset hususunda da bilgiler bulunmaktadır. Hitit hukuki metinlerinde veraset meselesi ataerkil aile yapısı temelinde ortaya çıkmıştır. Nitekim I. Hattušili, Hitit tahtı için kız kardeşi Haštayar’ın oğlu Huzziya’yı veliahtlıktan azledip yerine I. Muršili’yi veliaht tayin ettiğini vasiyet etmiştir. Telipinu Fermanı’nda kraliyet ailesinin veraset sırası düzenlenirken kralın hiç oğlu yoksa en büyük kızının kocasının kral yapılması ve Hitit kanununun bazı maddelerinde erkekler kadınlardan daha önceliklidir. Bütün bunlar Hititlerde ataerkil toplum yapısının bir neticesidir. Bunun yanında kadınların da “iwaru” denilen çeyizleri vardır ki evlenen kadının yanında kocasının evine götürdüğü bu çeyiz, kadın öldüğünde ardında bırakabileceği mirası, boşanma durumunda ise yanında babasının evine getirebileceği mal varlığıdır. Hitit kanunlarında kadınların erkeklere göre bazı ayrıcalıklarının olması, Hititlerde anaerkil bir aile yapısının bulunduğu görüşünü ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca bu durum M.Ö. III. Binyılda Anadolu’da var olan yerli anaerkil aile yapısından kalma izler olarak da görülmektedirÖğe Kalkolitik Dönemde Yukarı Dicle Vadisi’nde ölü gömme gelenekleri(Hitit Üniversitesi, 2018) Kalkan, EmrullahYukarı Dicle Vadisi, 1900 km uzunluğu ile tüm Mezopotamya boyunca akan Dicle Nehri’nin Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi içerisinde oluşturduğu vadilerden biridir. Ülkemizde bir kalkınma projesi olarak Ilısu Barajı’nın inşasının gündeme gelmesi ile arkeolojik açıdan son 30 yıldır araştırılmaya başlanan vadideki arkeolojik merkezlerin Kalkolitik Döneme ait materyal kültürlerinin bir bölümünü de ölü gömme gelenekleri oluşturmaktadır. Bu geleneğin en karakteristik özelliği vadinin yerel Kalkolitik kültürüne ait olmasının bir getirisi olarak yapıların temelleri ve tabanları altına gömülen urne türü kapların içerisine defnedilen bebek iskeletleridir. Bu ve diğer Kalkolitik materyal kültür geleneği araştırmacılar için vadideki Kalkolitik dönem karakteristiği, kronoloji ve terminoloji problemleri konusunda önemli bilgiler vermektedir.Öğe Parion Antik Kenti Roma Hamamı mezarları ve iskeletlerin osteoarkeolojik değerlendirilmesi(Hitit Üniversitesi, 2018) Yılmaz, Alper; Acar, EmelAntik Troas Bölgesi’nin kuzeyinde yer alan Parion, Çanakkale İlinin Biga İlçesi, Kemer Köyü, Bodrum Burnu sınırları içerisinde kalmaktadır. Eusebius’a göre Parion MÖ. 709 yılında kurulmuştur. Parion asıl önemine Roma Dönemi’nde ulaşmıştır. Parion Bizans Dönemi’nde de önemini korumaya devam etmiş, uzun yıllar bishopluk merkezi olmuştur. Parion Kent Merkezi’nde yer alan hamam yapıları kentte sosyal hayatın boyutlarını gösteren sivil mimari yapılardır. Parion Roma Hamamı, Parion Tiyatrosu’nun 70 metre doğusunda sahile 150 metre uzaklıkta yer almaktadır. Roma Hamamı kazı çalışmaları sonucunda 2015 yılında praefernium bölümünün kuzeyinde bir adet mezar; 2017 yılında piscinanın doğu duvarı yakınlarında, apodyterium bölümün doğusunda ve praeferniumun yüzey toprağında olmak üzere üç adet mezar; 2018 yılında ise peristili alanda bir adet mezar bulunmuştur. Bizans Dönemi’ne ait mezarlardan 5 iskelet çıkarılmıştır. Mezarlardan çıkarılan iskeletler Parion Antik Kenti Kazı Evi’nde paleoantropoloji çalışmalarının yapılması için düzenlenmiş laboratuvarda temizlik ve onarım çalışmaları tamamlandıktan sonra çalışmaya hazır hâle getirilmiş ve daha sonra yaş, cinsiyet, patolojik durumları ve varyasyonları değerlendirilmiştir. Bu çalışmada arkeolojik değerlendirmeler Alper Yılmaz tarafından antropolojik değerlendirmeler ise Emel Acar tarafından yapılmıştırÖğe 7-10 yaş arası yüzme yapan çocuklarda antropometrik ve somatotip değişkenler(Hitit Üniversitesi, 2018) Özkoçak, Vahdet; Hınçal, Sibel Hande; Gültekin, Timur; Bektaş, YenerAmaç: Spor, küçük yaşlardan itibaren bireylerin bedensel özelliklerine etki eden bir faktördür. Bu çalışmanın amacı, düzenli yüzme sporu yapan çocuklardaki antropometrik ve somatotipik özelliklerin belirlenmesidir. Materyal ve Metod: Araştırmamıza 17 Mart 2018 tarihinde TOBB ETÜ havuzunda düzenli yüzme sporu yapan ve kulüpler adına amatör olarak yüzen 7- 10 yaş arası bireyler katılımcı olarak seçilmiştir. 42 kız, 54 erkek olmak üzere toplamda 96 bireyin katıldığı çalışmada triceps, biceps, subscapular, suprailiac ve baldır deri kıvrımı kalınlıkları (d.k.k.), dirsek, diz, omuz, göğüs genişliği, göğüs derinliği, üst kol, boyun ve ayakta baldır çevresi olarak antropometrik ölçümleri alınmıştır. Antropometrik ölçüler International Biological Programme’ın öngördüğü teknikler doğrultusunda alınmıştır. Boy ölçümü Martin tipi antropometre ile, ağırlık ise ±100 grama duyarlı dijital tartı ile gerçekleştirilmiştir. Ölçümlerde katılımcılar mayo giymiştir Bulgular: Antropometrik ölçülerde cinsiyetler arasında, diz-dirsek genişliği ve göğüs derinliği arasında anlamlı farklılıklar gözlenmiştir (p<0.05). Somatotip kızlarda 4.7-5.1-3.0 değeri ile mezomorfik -endomorf, erkeklerde 4.2-5.7-2. değeri ile endomorfik mezomorf olarak bulunmuştur. Sonuç: Katılımcıların genel olarak yağlılık oranları yüksek bulunmuştur. Bu nedenle bireylerin küçük yaşlarda fiziksel özelliklerinin belirlenmesi, sağlıklı yaşam koşulları için spora yönlendirilmesi ve buna uygun beslenme programları düzenlenmesi önemlidir.Öğe Global literatürde antropometri ve plastik cerrahi birlikteliği: 1975 ve 2017 yılları arasındaki akademik yayınların bibliyometrik analizi(Hitit Üniversitesi, 2018) Muslu, Ümranİnsan vücudunun farklı kısımlarının ölçümüyle insan yapısının ilişkilerini belirleme yöntemi antropometrinin konusudur. Plastik cerrahi bilim dalında antropometri ile birçok çalışma alanı vardır. Bibliyometri, akademik literatürde belli alanda yayımlanan materyallerin detaylı olarak incelenmesidir. Bibliyometrik çalışmalar son yıllarda artan bir ilgiyle karşılanmaktadır ancak plastik cerrahi alanında bibliyometrik çalışmalar akademik literatürde oldukça sınırlı sayıdadır. Bu çalışmada, akademik literatürdeki antropometri ve plastik cerrahi ortak yayınlarının bibliyometrik analizi yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda Web of Science (WoS) veri tabanlarında (Web of Science Core Collection, SciELO Citation Index, Russian Science Citation Index) 1975 ve 2017 yılları arasında indekslenmiş antropometri ve plastik cerrahi ile ilgili yayınlar incelenmiştir. Akademik literatürün incelemesinde plastik cerrahi ve antropometri alanında toplam 132 yayın bulunmuştur. Gelişmiş ülkelerin yanında gelişmekte olan Türkiye’nin de literatüre katkıda dördüncü olarak sırasını alması önemlidir. Anahtar kelime bibliyometrik ağ analizinde ise “anthropometry” ana anahtar kelimesinin merkezde olduğu yonca paterni saptandı.Öğe Çankırı-Çorum-Amasya hattı üzerindeki Hitit yerleşimlerinin lokalizasyon sorunlarıyla ilgili genel bir değerlendirme(Hitit Üniversitesi, 2018) Sir Gavaz, ÖzlemSon yıllarda Hititler Dönemi Anadolu’nun tarihi coğrafyası ile ilgili değerli araştırmalar yapılmış ve bu yöndeki çalışmalar artış göstermiştir. Bu çalışmalarda ortaya konulan yeni görüşler ve isabetli lokalizasyon önerileri, özellikle günümüzde Çankırı, Çorum ve Amasya İllerini kapsayan bölgenin tarihi coğrafyasını aydınlatmada yol gösterici olmuştur. Fakat yapılan yeni teklifler bir takım sorunları da beraberinde getirmiştir. Zira zaten tarihi coğrafya açısından problemli olan bu bölge, kuzeydeki Kaška sorunsalı ile de büsbütün çıkmaza girmektedir. Çalışmada Hititçe metinlerde geçen bazı önemli yerleşimler ve bu yerleşimler için yapılan farklı lokalizasyon tekliflerinin yol açtığı tartışmalar değerlendirilecektir. Özellikle Hititlerin başkenti Boğazkale/Hattuša, Ortaköy/Šapinuwa, Maşathöyük/Tapigga ve Oymaağaç/Nerik eşitlikleri esas alınarak yerleşimler için yapılan farklı görüşler karşılaştırmalı olarak sunulacaktır.Öğe Antik Spradon Toplumu üzerine anemi çalışması(Hitit Üniversitesi, 2018) Çırak, Mustafa TolgaAntik çağlarda yaşamış toplulukların ve insanların maruz kalmış oldukları hastalıkları kemikler üzerinden inceleyen bir bilim dalı olan paleopatolojinin önemli ilgi alanlarından birisi de Anemi çalışmalarıdır. Anemi, kansızlık olarak isimlendirilir ve yeteri kadar demiri metabolizmasında tutamayan veya barındıramayan insanlarda görülür. Anemi, özellikle beslenme ile ilgili çalışmalarda sıkça bakılan bir sağlık sorunudur. Antik dönem insanlarının kafataslarında cribra orbitalia, porotic hyperostosis ve diploe kalınlaşması olarak ortaya çıkar. Bu çalışmaya konu olan Spradon Antik Kentine ait iskeletler, İstanbul İli Avcılar İlçe sınırlarındaki Ispartakule bölgesinde İstanbul Arkeoloji Müzeler müdürlüğü tarafından 2011 senesinde ele geçmiştir. Bu bölgeden ele geçen 90 insan iskeleti üzerinde Cribra orbitalia, porotic hyperostosis ve diploe kalınlaşmasına hem cinsiyetlerde hem de yaş gruplarında bakılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda toplumda yaklaşık %12,2 civarında cribra orbitalia, %13,3 iken diploe kalınlaşması %8,8 olarak hesaplanmıştır. Cinsiyetler arası değerlendirmede kadınların cribra orbitalia oranı erkeklere göre daha fazladır. Erkeklerde ise porotic hyperostosis düzeyi kadınlardan fazladır. Diploe kalınlaşması ise yine bariz şekilde kadın bireylerde yüksek saptanmıştır. Cribra orbitaliaya bağlı olarak kadın bireylerde diploe kalınlaşmasından söz edilebilir. Spradon Toplumu çocuk bireylerinden sadece 2 bireyde porotic yapıyla karşılaşılması örnek sayısıyla bağlantılıdır. Spradon Geç Roma- Erken Bizans dönemi toplumunda beslenmeye bağlı sağlık sorunlarından birisi olan anemi mevcuttur.Öğe Kulak kepçeleri yüzün orta hattına göre simetrik mi?(Hitit Üniversitesi, 2018) Özdemir, Fikri; Özkoçak, VahdetGiriş: Kulak kepçesinin yüzün orta hattına göre aynı uzaklıkta olup olmadığı, plastik ve rekontrüktif cerrahi operasyonlarında, ameliyat sonrası estetik olmayan sonuçlardan kaçınmak için, uygun cerrahi bir planlama gereklidir. Amacımız, 20 yaş ve üzeri Anadolu’da yaşayan sağlıklı erkek bireylerin çift taraflı olarak kulaklarındaki 3 farklı noktanın, yüzün orta hattında bulunan 6 noktaya göre uzaklıklarının sağ ve sol olmak üzere farklılıkları tespit etmektir. Materyal ve Metod: 20 yaş ve üzeri toplam 120 sağlıklı gönüllü erkek bireyden sağ ve sol olmak üzere 1,5 metre mesafeden aynı fotoğraf makinesiyle, aynı kişi tarafından çekilen fotoğraflardan, Image J programı vasıtasıyla supaurale, subaurlae ve tragion noktalarından yüzün orta hattında bulunan trichion, nasion, pronasale, subnasale, stomion, gnathion noktalarına olan mesafeleri sağ ve sol olmak üzere çift taraflı ölçümler alındı. Mesafeler için ortalama±standart sapma değerleri ayrı ayrı hesaplandı. Sağ ve sol kulağın yüzün orta hattına olan uzaklıkları arasındaki farklılıkları tespit etmek için Paired T testi uygulandı. Bulgular: Sağ Supaurale-trichion arasındaki mesafe 142,25±19,01mm sol ise 134,40±18,10 mm olarak hesaplandı. Sağ tragion-trichion arasındaki mesafe 144,68±18,98 mm sol ise 123,95±15,86 mm olarak hesaplandı. Sağ Subauraletrichion arasındaki mesafe 171,33±19, 92 mm sol ise 168,28±22,16 mm olarak hesaplandı. Sağ ve sol Supaurale-trichion arasındaki mesafeler arasında istatistiksel açıdan farklılık bulunmazken (p>0,05), Sağ ve sol tragion-trichion ve subaurale-trichion arasındaki mesafelerde istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olduğu gözlendi (p<0,001) Sağ supaurale-pronasale arasındaki mesafe 176,55±21,94 mm sol ise 170,03±21,97 mm olarak hesaplandı. Sağ tragion-pronasale arasındaki mesafe 145,78±17,71 mm sol ise 142,55±18,24 mm olarak hesaplandı. Sağ Subauralepronasale arasındaki mesafe 144,58±17,96 mm sol ise 141,90±19,74 mm olarak hesaplandı. Sağ ve sol supaurale-pronasale, tragion-pronasale ve subauralepronasale arasındaki mesafelerde istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olduğu gözlendi (p<0,001). Sonuç: Elde edilen sonuçlar gösterdi ki sağ ve sol kulaklar yüzün orta hattına göre çoğunlukla simetrik değildir. Bizim ölçüm grubumuzda yüzün orta hattına göre sağ kulağın sola göre daha uzakta olduğu gözlendi. Bunun sebebi kulağın yerleşimi, kulağın büyüklüğü ve yüzün simetrik olmamasına bağlandı. Bu ölçüm değerleri ile plastik ve estetik cerrahların ameliyatı önceden planlaması ve tatmin edici estetik sonuçlar elde etmesinde yardımcı olacağı kanısındayız.Öğe Yüzün antropometrik ölçümlerinin kullanım alanları(Hitit Üniversitesi, 2018) Özdemir, FikriAntropometri; insan bedeninin fiziksel yapısını ölçme yöntemleriyle, boyut ve yapı özelliklerine göre sınıflandıran sistematik bir tekniktir. Yüzün ana hatlarını oluşturan burun, göz, dudak, kulak ve ağız çevresiyle ilgili geçmişten günümüze kadar farklı teknikler kullanılarak, farklı ölçüm noktalarından, farklı ülkelerden, farklı etnik kökenlerden ve cinsiyetten ölçüm çalışmaları yapılmıştır. Bizde bu çalışmamızda literatürde bulunan çalışmaların günlük hayatta, cerrahi branşlarda, adli antropolojide, genetik rahatsızlıkların tanısı ve tedavisinde kullanılan çalışmaları analiz ederek yüzün antropometrik ölçümlerinin kullanım alanlarını tespit etmeyi amaçladık. Yapılan literatür taramasında, çalışmaların çoğunun plastik ve rekonstrüktif cerrahinin yeniden yüzlendirme, rekonstrüktif cerrahi, yüz nakli, estetik amaçlı yapılan operasyonlarda, etnik kökene, cinsiyete ve yaş gruplarına ait normatif değerlerin hesaplanması, yüzün harmonisine katkısı, ameliyat öncesi cerrahi operasyonun planlanmasına katkıda bulunabileceği gösterilmiştir. Adli antopolojide olayların çözümünde şüphelinin elde edilen kısıtlı görüntülerinden yaşının, cinsiyetinin ve ırkının tespitinde, yüzün yeniden kimliklendirilmesinde faydalı olacağı belirtilmiştir. Yüzün simetrik görünümü, altın oranın tespiti, güzel görünümün nicel özellikleri, oranları ve tipleri pek çok çalışmada ortaya konmuştur. Bu çalışmalar o toplum için normatif değerlerin sahip olurken, büyük bir veri bankasının oluşmasına katkıda bulunmuştur. Savaşlar göçler, küreselleşen dünyada giderek keskin sınırların ortadan kaldırılması bilinen standart etnik köken, cinsiyet ve yaş ayrımının yapılmasını gün geçtikçe daha zor hale getirmektedir. Doğumdan ölüme kadarki bütün yaş gruplarını kapsayan her iki cinsiyeti ve farklı ırkları barındıran geniş kapsamlı ölçümlerin artması verilerin güvenilirliğini ve kullanım alanlarını genişletecektir.Öğe Erken Hristiyanlık Dönemi’ne ait bir lahit(Hitit Üniversitesi, 2018) Keskin, EsraRoma İmparatorluğu’nda 4. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlığın resmi bir din olarak kabul edilmesini müteakip, yeni dinin kendine özgü sembolik anlatımı hızlı bir şekilde sanatı etkilemeyi başlar. Erken Hıristiyanlık Dönemi sanatı olarak tanımlanan bu dönemin başlangıcında yeni şekillenmeye başlayan ve kuralları belirginleşmemiş olan sanatsal anlatımın ilk örnekleri, henüz geçmişinden kopamamıştır. Bundan ötürü eserlerin bezenmesinde paganizm ve Hıristiyanlığa ait öğelerin birlikte kullanıldığı görülür. Bu döneme ait eserlerin dekore edilmesinde, motif repertuarı aynı olmakla birlikte, bölgesel ve dönemsel beğenilerin farklılığı kompozisyonlarda karşımıza çıkar. Eserin ortaya koyduğu üslup ise atölyeye bağlı olarak değişir. Bu makale kapsamında Erken Hıristiyanlık Dönemi’ne ait Amasya Müzesi’nde bulunan bir lahit ele alınarak, sanatsal ve üslupsal özellikleri bakımından incelenmiş, mevcut verilerin ışığı altında sanat tarihi içerisindeki yeri ortaya konulmuştur. Amasya Müzesi Bahçesi’nde sergilenen lahit, Müze envanter defterine A.83.12.1 numarasıyla kayıt edilmiş olup, Aksalur Köyü’nden, 26.12.1983 tarihinde, satın alma yoluyla Müze’ye getirilmiştir. Monolit olarak, kireçtaşından yapılmış lahit, kapaksızdır. Eserin arka yüzeyinde, alt köşelerde kırılmalar ve tahribat nedeniyle çatlaklar mevcuttur. Eserin ön cephesi bezemeli olup, diğer cepheleri bezemesizdir. Süslemede kabartma ve oyma tekniği birlikte kullanılmış olup, eser yüzeyinde; figüratif, bitkisel, geometrik ve sembolik motiflerden oluşan kompozisyon görülmektedir. İnsan ve hayvan başları paganizmin etkisini, haç motifi ise direkt Hıristiyanlık etkisini yansıtır. Eser yüzeyinde yer alan asma ve sarmaşık motifleri sembolik anlamları nedeniyle erken dönemden itibaren Hıristiyan sanatında yaygın olarak kullanılmıştır. Ancak bu motiflerin yüzyıllar boyunca insanlığın ortak sanat repertuarında olması ve burada pagan figürlerle birlikte kullanılması düşündürücüdür. Bilim dünyasına ilk defa tanıtılacak bu eser ile Amasya İli’nin Erken Hıristiyanlık Dönemi Sanatına ilişkin yeni bilgiler gün ışığına çıkacaktır. Bu bilgiler bölgeye ait sanat üslubunun analiz edilmesi bağlamında yapılacak diğer araştırmalar içinde bir kaynak teşkil edecektirÖğe Bilim ve önyargılar: Prehistorik insana bakışlar(Hitit Üniversitesi, 2018) Jean, Eric LucÖnyargı etimolojik olarak, bir kişi ya da bir şey hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan bir değer yargısı geliştirmek ya da taşımak anlamına gelir. Prehistorya terimi doğrudan doğruya kendisi bir önyargıdan kaynaklanır; tarihin yazıyla başladığını ifade eden ve prehistorik araştırmaların başlangıçta nasıl, öncelikle bir Avrupa, daha sonrasında Batı meselesi olduğunu gösteren bir önyargı. Dolayısıyla prehistorik insan hakkındaki peşin hükümler, Avrupa’da bilimlerin gelişiminden ve Avrupalı toplumların tarihinden ayrı düşünülemez. Irkçı, çizgisel ve ilerlemeci insanlık tarihi kavrayışı 19. yüzyılda, Avrupalının, ardından Batılının, sömürgeleştirdiği ve bazen de medenileştirmeyi arzuladığı yaban ya da yerli karşısındaki üstünlük duygusunu yansıtıyordu. Yaban olarak nitelendirilmiş olan insanlar, insan-dışı veya gayri medeni olarak algılanmışlardı. Bu algı kimilerinde 19. yüzyıl ortalarına kadar, kimilerindeyse 20. yüzyıl ortalarına kadar süregelmiş ve prehistorik insan algısının temelinde yattığı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, başlıca stereotipler prehistorik insanı bir mağara adamı, bir tür “maymun-insan” olarak özetler. Diğer bir stereotip, prehistorik insan temsillerine cinsiyetçi bir nitelik kazandıran, erkeklere ve kadınlara atfedilen toplumsal rollerdir. Cinsiyetlerin hiyerarşiye göre sınıflandırılmasına, “ırk”ların aynı şekilde sınıflandırılması da eklenir, bu da özellikle Neandertal insanla ilgiliydi ve hâlâ da ilgilidir. 19. yüzyılda, prehistorik insanın ya da daha doğrusu onun hakkında edinilmiş olan fikrin çizimi, oyması, resmi, heykeli yapıldı ve hikayesi anlatıldı, fakat karikatürize bir şekilde. O zaman ki hâkim bilimsel düşünceye paralel olarak gerçekleştirilen söz konusu plastik ve edebi temsiller, prehistorik insanı insanlığın doğrusal gelişimci vizyonu içine yerleştiriyordu. Prehistorik, öncelikle de Paleolitik insana dair başlıca önyargıları gözden geçirdikten sonra ve prehistoryacıların bugünkü bakışlarına dikkat çekmeden önce, bu önyargıların inşasını ve yapısökümünü tarihsel olarak inceleyeceğiz.Öğe Akgüney toplumunda nadir görülen bir patoloji örneği: Stafne kist(Hitit Üniversitesi, 2018) Şarbak, AyşegülStafne cavity, Stafne defekt, lingual kortikal mandibular defekt gibi isimlerle de bilinen Stafne Kist ilk defa Edward Stafne tarafından 1942 yılında tanımlanmıştır. Stafne Kist mandibulanın lingual tarafında, anterior, posterior ya da ramus bölgesinde yer alır. Çoğunlukla unlateral olarak görülse de nadiren bilteral olarak da görülebilir. Stafne kist yuvarlak ya da oval şekillidir ve genişliği 1-3 cm arasında değişmektedir. Yaşayan toplumlarda Stafne kistin bulunma sıklığı %0,1-0,48 arasındadır. Arkeolojik toplumlarda daha nadir karşılaşılan Stafne Kist, Geç Roma-Bizans dönemine tarihlendirilen Akgüney toplumunda %2,43 olarak belirlenmiştir. Araştırmalarda çoğunlukla orta erişkin erkek bireylerde daha sık gözlemlenen Stafne Kist, Akgüney toplumunda genç erişkin bir kadın bireyde tespit edilmiştir. Çalışmanın amacı Geç Roma-Bizans dönemine tarihlendirilen Akgüney toplumunda görülen stafne kist sıklığını belirlemektir.Öğe Dragos ve Haliç Metro toplumlarında vertebral anomali(Hitit Üniversitesi, 2018) Çırak, AsumanOmurga iskeletin önemli bir kısmıdır ve temel eksenidir. Omurga, kanalı içindeki omurilik gibi çok önemli bir organın etrafını sararak onu koruma görevi yapar. Omurgamız vertebraların üst üste dizilmesinden oluşmaktadır. Bu bağlamda vertebraların insan sağlığında çok önemli bir yeri vardır. Doğuştan ya da sonradan vertebralarımız da oluşabilecek her türlü farklılık vertebral anomalileri içinde değerlendirilir. Bu kapsamda İstanbul Arkeoloji Müzesinin 2011-2012 yıllarında Dragos ve Haliç Metro Geçiş köprüsü kazılarında ele geçen 42 bireye ait iskelet incelenmiştir. Dragos toplumunda; 18 cervical, 17 thoracal ve 4 lumbar olmak üzere 39 adet vertebra ile Haliç Metro kazısı bireylerine ait 36 cervical, 51 thoracal,36 lumbar olmak üzere, toplam 162 vertebra anomali açısından incelenmiştir. Dragos toplumunda osteofit, DISH ve osteoartrit ile Haliç Metro toplumunda osteofit, schmorl nodülü, vertebral ankylosis ve spina bifida saptanmıştır.