Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Kıbrıs Bozkurt gazetesinde Türk edebiyatı ve edebiyatçıları (1951-1954)(Hitit Üniversitesi, 2024) Usta, Melike; Demiryürek, MeralKıbrıs, tarih boyunca bulunduğu jeopolitik konum dolayısıyla birçok halkın ve devletin ilgisini çekmiştir. Kıbrıs, 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiştir. 307 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilen Kıbrıs'ın idaresi, 1878 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasında yapılan gizli bir antlaşmayla İngiltere'ye verilmiştir. Kıbrıs'ın idaresi 1878 yılında İngiltere'ye verilse de Kıbrıs hukuken Osmanlı toprağı sayılmaktadır. Buna rağmen adadaki Rum nüfus arttıkça Kıbrıslı Türkler adada azınlıkta kalmıştır. Rumlar özellikle Helenizm, Megali İdea ve Enosis gibi politikaların hedeflerine ulaşmasını hızlandırmak amacıyla basın çalışmalarına Türklerden önce başlamıştır. Rum aydınlarının amaçlarını gerçekleştirmek adına girdiği çabanın farkında olan Kıbrıslı Türk aydınlar da gazete çıkarma girişiminde bulunmuştur. Kıbrıs Türk toplumunun varlığını ve etkisini uluslararası alanda duyurmak, haklarını ve çıkarlarını savunmak, adanın Yunanistan tarafından ilhak edilmesine karşı çıkmak Kıbrıs Türk basınındaki gazetelerin genel amaçları olarak sayılabilir. Gazeteler bu amaçları gerçekleştirmeye çalışırken Osmanlı Hükümeti ile ilişkileri zaman zaman bozulsa da Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkileri iyi olmuş, gazeteler Türkiye'ye hep bir bağlılık duymuş, Atatürk ilke ve inkılâplarının takipçisi olmuştur. İşte bu gazetelerden biri de Bozkurt gazetesidir. Çalışmamız 1951-1988 yılları arasında çıkarılan Bozkurt gazetesinin 1951-1954 yılları arasındaki sayıları ile sınırlandırılmıştır. Bu sayılarda gazetede tespit edilen Türk edebiyatı içerisinde değerlendirilebilecek edebî metinlerle bunların yazar ve şairleri belirlenmiştir. Bu aşamada Bozkurt gazetesindeki Atatürk sevgisi, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Türkiye sanatçılarına bağlılık göze çarpmıştır. Türkiye Türkleri için önemli olan gün ve olayların Bozkurt gazetesindeki yansımaları da çalışmanın içine dahil edilmiştir. Bilimsel çalışmamız beş temel bölümden oluşmaktadır. Tezin ilk bölümünde "Bozkurt Gazetesi" hakkında genel bilgiler verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, "Gazetede Yazıları ile Öne Çıkan Edebiyatçılar" üzerinde durulmuştur. Tezin üçüncü bölümünde "Kıbrıs Türklerinin Atatürk Sevgisi" ne dikkat çekilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde "Bozkurt Gazetesinde Milli ve Özel Günler" e değinilmiştir. Tezin beşinci bölümünde ise "Bozkurt'ta Adı Geçen Kitap ve Dergiler" ele alınmıştır. Ana bölümler dışında gazetenin 1951-1954 sayılarının incelenmesi neticesinde edebi metinlerin belirlenmesiyle oluşturulan fihrist de teze eklenmiştir.Öğe Kıbrıs muhassılı Abdülbaki Ağa'nın muhasebe defterinin incelenmesi (1776/7-1784/5)(Hitit Üniversitesi, 2024) Büyükyabat, Sema; Bozkuş, Mehmet AliKıbrıs Adası, Akdeniz'de bulunduğu konum itibarıyla siyasi, ticari ve ekonomik açıdan önemli bir noktadadır. Osmanlı Devleti 1571 yılında Kıbrıs Adası'nı fethetmiştir. Daha sonra Ada'da Osmanlı idari sistemi oluşturulmuştur. Ada'nın yönetiminde "muhassıl" olarak adlandırılan kişiler önemli rol oynamıştır. Muhassıl Abdülbaki Ağa da bunların en önemlilerinden birisidir. Kıbrıs'ın sadaret hası olarak yönetildiği dönemin son muhassılıdır. Eski bir yeniçeri ağası iken muhassıl olan Abdülbaki Ağa, ticaretle de uğraşmıştır. On yıla yakın muhassıllık yapan Abdülbaki Ağa döneminde oldukça renkli, heyecanlı olaylar yaşanmıştır. M.1785 (H.1199/1200) yılında hakkındaki şikayetler sebebiyle Yafa'ya sürgüne gönderilmiş ve orada vefat etmiştir. Bu çalışmada Abdülbaki Ağa'nın Başbakanlık Osmanlı Arşivi Bab-ı Defteri Başmuhasebe Kalemi Defterleri'nde yer alan M.1780-1781/1782 (H.1194-1196) tarihli müfredat defterindeki bilgiler, mali kayıtlar incelenmiştir. Kıbrıs'ın idaresini ve gelirlerini iltizam yoluyla elinde bulunduran Abdülbaki Ağa gelir ve giderleri ayrıntılı şekilde defterde belirtmiştir. Kıbrıs has iltizamı, Kıbrıs cizyesi, bedel-i nüzul malı, mizan-ı harir mukataası, Boğaz gümrüğü iltizamı, Trabzon gümrüğü iltizamı vs. için belirlenen bedellerin yanı sıra caize, mübaşiriye, kalemiyye, avaid, hediye ve döşeme parası vs. adı altında pek çok ödeme yapmak zorunda kalmıştır. Bu ödemelerin yapıldığı kişilerin makam ve mevkileri de oldukça fazladır. Ayrıca muhassılla sarraflar arasındaki ilişki, muhassıl ile gayrimüslim halkın liderleri arasında yaşanan çıkar çatışmalarının önemli sonuçları olmuştur. Bu giderlerin karşılanması için halktan fazla vergi alınması, baskı yapılması gibi sebeplerle muhassıl birçok defa İstanbul'a şikayet edilmiştir. Kıbrıs cizyesi malından ödeme yapılan yerler arasında bulunan Akliman Kalesi'ndeki askerlerin maaşları ile ilgili de sorunlar yaşanmıştır. Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve askeri durumlar Kıbrıs Adası'nın gelirlerini de etkilemiş, savaş dönemlerinde gelirler azalmış, giderler ise çoğalmıştır. Bu dengeyi sağlamaya çalışan muhassıl ise bu durum karşısında çok da başarılı olamamış ve topladığı gelirleri tam anlamıyla hazineye ulaştıramamıştır.Öğe Realist ittifak teorileri bakış açısından Doğu Akdeniz meselesine yönelik Türk dış politikasının analizi(Hitit Üniversitesi, 2024) Kurt, Ceyda; Kiraz, SamiDoğu Akdeniz, tarih boyunca stratejik bir deniz havzası olma özelliğini korumuştur. Özellikle 2000'li yıllardan itibaren bölgede keşfedilen zengin enerji kaynakları, Doğu Akdeniz'i, son yıllarda enerji açısından büyük bir öneme sahip hale gelmiştir. Bu bölge, zengin doğal gaz ve petrol rezervlerine ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle Kıbrıs adası çevresi, Mısır, İsrail ve Lübnan açıklarında büyük doğal gaz ve petrol rezervlerini barındırmaktadır. Ancak bu enerji kaynaklarının keşfi ve çıkarılması, bölge ülkeleri arasında hem avantajları hem de güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda enerji kaynaklarının çıkarılması için kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarının belirlenmesi gerekmektedir. Ancak bu konu bölge ülkeleri arasında anlaşmazlıklar yaşanmasına neden olmaktadır. Özellikle GKRY ve Türkiye arasındaki kıta sahanlığı sınırları konusunda ciddi anlaşmazlık mevcuttur. Enerji kaynaklarının paylaşılması ve uluslararası pazarlara aktarılması noktasında bölge ülkeleri arasında çıkar çatışmaları yaşanmaktadır. Her ülke, kendi enerji kaynaklarını en iyi şekilde kullanmak istemesi bölge ülkeleri arasında hem iş birliği fırsatlarına hem de çatışma risklerine yol açmaktadır. Bu çalışma, 2018 ile 2021 yılları arasında Türkiye'nin Doğu Akdeniz'e yönelik dış politikasındaki dönüşümün sebeplerini tehdit dengesi teorisi çerçevesinde incelemektedir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki sert güç temelli dönüşümünün nedenleri ve Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de Libya ile ittifak kurmaya iten faktörler analiz edilmektedir. Bu bağlamda, ittifak kavramının literatürdeki tanımları incelenmiş ve realist ittifak teorilerinin bu kavramı nasıl değerlendirdiği açıklanmıştır. Stephen Walt'un tehdit dengesi teorisi, Türkiye'nin dış politikasındaki dönüşümü açıklamada eksiklikler olduğu görülmüş ve bu eksiklikler İnşacı ve Neoliberal teorilerden faydalanılarak tamamlanmıştır. Sonuç olarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'e yönelik dış politikasındaki dönüşüm, bölgede oluşan ittifaklarla paralel olarak tehdit algısına yönelik bir dengeleme davranışı geliştirdiği gözlemlenmiştirÖğe Türkiye'de düzensiz göç ve göçmen kaçakçılığı: Geri gönderme merkezlerindeki görüşmeler üzerinden durum değerlendirmesi(Hitit Üniversitesi, 2024) Gökgül, Kasım Erkut; Çıtak, EmreGöç, insanların bir yerden başka bir yere yer değiştirme hareketidir. Küreselleşmenin de etkisiyle uzak coğrafyalardaki imkanları gören insanlar kendi ülkelerinde sahip olamadıkları imkanlara sahip olabilecekleri düşüncesiyle göç etme kararı alabilmektedir. Devletler, ülkelerine yabancıların göç edebilmesi için yasal prosedürler getirmektedir ve bu yasal prosedürlere uygun olarak yapılan göç düzenli göç iken yasal prosedürler ihlal edilerek yasal olmayan yollarla yapılan göç ise düzensiz göç olarak adlandırılmaktadır. Diğer taraftan düzenli göçmen olarak ülkeye giriş yaptıktan sonra yasal kalış haklarının bitmesine rağmen çıkış yapmayan veya çalışma izni almadan çalışan göçmenler ise düzenli göçmen iken düzensiz göçmen halini almaktadır. Bunun yanında ülkelerinde yaşanan çatışmalar veya yaşadıkları baskılar nedeniyle düzensiz yollarla göç etmek zorunda kalan insanlarda vardır. Devletler, düzenli göçü teşvik edici uygulamalarının yanında düzensiz göçü engelleyici de önlemler almaktadır. Özellikle çatışma bölgelerine komşu veya yakın konumdaki ülkeler savaş bölgesinden gelen yabancı terörist savaşçıların yaptığı eylemlerle sarsılmaktadır ve ülkeler için büyük bir güvenlik sorunu halini almaktadır. Devletlerin sınırlarında güvenlik tedbirlerini arttırması düzensiz göçmenlerin sınırları aşmaya çalışırken zorluklar yaşamasına sebep olmaktadır. Bu zorlukları kendi imkanları ile aşamayan düzensiz göçmenler ise ücreti karşılığında göçmen kaçakçıları ile anlaşmaktadır. Türkiye ise gelişmiş Avrupa ülkelerine komşu olması nedeniyle Avrupa'ya göç etmek isteyen göçmenler için transit ülke konumunda iken Avrupa'ya geçemeyen ve çatışma bölgelerine yakınlığı nedeniyle hedef ülke olarak da görülmektedir. Bu yüzden Türkiye'de düzensiz göç ve göçmen kaçakçılığı ile mücadele etmek için sınırlarında olağanüstü tedbirler almaktadır. Bu çalışmada düzensiz göç ve göçmen kaçakçılığının Türkiye'deki etkilerinin güvenlik perspektifinden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Türkiye'ye sadece yasadışı yollardan gelen düzensiz göçmenlerle sınırlandırılmıştır. Bu minvalde Adana, Ağrı, Ankara, İzmir, Kayseri, Kocaeli ve Şanlıurfa Geri Gönderme Merkezlerinde idari gözetim altında kalan düzensiz göçmenlerle görüşmeler yapılıp, görüşmeler sırasında ise açık ve kapalı uçlu sorulardan oluşan anket uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilere göre düzensiz göçmenlerin düzensiz göç yolculuğu sırasında insan hakları ihlallerine uğradığı, göçmen kaçakçılarının yolculuk boyunca değiştiğinden uluslararası bir organizasyon olduğu, göçmen kaçakçılığının kontrolünün zayıf olması nedeniyle silah, uyuşturucu ve diğer kaçakçılıkları kolaylaştırdığı ve bölgelerde güçlü olan terör örgütlerine de finansman sağladığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca düzensiz göçmenlerin, düzensiz göç yolcuğuna hazırlık süreci, yolculuk sırasında ve yolculuk sonrasında yaşadıkları güvenlik sorunları, kullandıkları rotalar ve düzensiz yollarla göç etme nedenleri üzerine veriler de elde edilmiştir. Çalışmanın bu haliyle akademik literatüre önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.Öğe Kıbrıs Hür Söz Gazetesinde Türk edebiyatı ve edebiyatçıları (1946-1951)(Hitit Üniversitesi, 2024) Işık, Büşra; Demiryürek, MeralGazeteler geçmişten günümüze birçok edebî ve sosyolojik eserlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Gerek haber verme amacı olan gerekse edebî eserlerin yayımlanma safhasında öncülük eden gazeteler, edebiyatın ve edebiyatçının gelişimine katkı sağlamıştır. Birçok yazar, fikir yazılarını öncelikle gazetelerde yayımlama fırsatı bulmuştur. Şairler de şiirlerini ilk olarak gazetelerde yayımlamış, böylece kendilerini gerçekleştirme serüveninde gazetelere sığınmışlardır. Roman yazarları için de bu böyledir. Nitekim "tefrika" olarak bilinen romanların bölümleri gazetelerde yayımlanmış ve gazeteler romanların müstakil olarak basılmasına olanak sağlamıştır. Bu bağlamda gazetelerin yalnızca haber verme özelliği değil, aynı zamanda edebiyat zemininin sağlamlaşması hususundaki katkıları da net bir şekilde görülür. Kıbrıs'ta yayımlanan ve yayımlandığı yerin hem sözü hem sesi hem de edebî bir kılavuzu olan Hür Söz gazetesi, süreli yayınların anlam ve öneminin ifadesi bağlamında araştırılmaya değerdir. Hür Söz gazetesi 1946-1958 yılları arasında Kıbrıs'ta M. Fevzi Ali Rıza imtiyaz sahipliğiyle yayımlanmıştır. Günlük olarak çıkarılan 2-4 sayfa aralığında büyük boy şeklinde basılan bu gazete, döneminin sosyal, kültürel, ekonomik yaşamını yansıtmanın yanı sıra edebî türlere de içerisinde yer vermiştir.Öğe Modern kentte evlilik: Çorum örneği(Hitit Üniversitesi, 2024) Yiğit, Sena; Ortakcı, Altuğİnsan hayatının üç önemli geçiş dönemi vardır bunlar; doğum, evlenme ve ölümdür. Bu dönemler, yaşamın farklı bir aşamasına geçildiğinin bir ifadesidir. Geçiş dönemi uygulama ve pratikleri üzerine, gerek dünya çapında gerekse Türkiye sahasında birçok çalışmanın yapıldığı bilinmektedir. İçinde bulunulan kültürel birikime, yöreye göre farklı şekillerde icra edilen pratikler kendi içinde zengin bir tablo oluşturmaktadır. Bu dönemlerden biri olan evlilik geçiş dönemi de, bulunduğu kültüre ve coğrafyaya bağlı olarak geçmişten günümüze çeşitli biçimlerde şekillendirilmiş ve icra edilmiştir. Zaman içerisinde değişerek ve dönüşerek sözlü veya yazılı olarak aktarılan kültürel unsurlar kimi zaman da yeni yaratmalarla günümüze gelmiştir. Bu değişim ve dönüşümün temel nedenleri arasında kırsal yaşamdan kent hayatına geçişten söz etmek mümkündür. Mekâna bağlı olarak yaşanan değişimler, yaşam pratikleri üzerinde etkili olduğu kadar kültürün değişim ve dönüşümüne de zemin oluşturmuştur. Çünkü mekân kolektif bilincin ve belleğin hamisidir. Mekânın hafızası kültürün uygulanış biçimini kolaylaştırdığı gibi mekânın değişimi de unutkanlığını ortaya çıkarır. Elbette değişim ve dönüşümün yalnız bu faktörler doğrultusunda gerçekleşmediğini söylemek mümkündür. Teknolojinin gelişmesi, modern yaşamın gerektirdiği gibi yaşama isteği, ürünlerin metalaştırılması ve kültürel unsurların endüstri ile biçimlendirilmesi de değişim ve dönüşüme neden olan unsurlar arasındadır. Özellikle bireyin kentte kim olarak algılandığı, tüketiminin yönlendirilmesi, tüketim alışkanlıklarının belirlenmesi üzerinde etkili olan kültür endüstrisi, moda ve popülerlik arasında geleneği yeniden şekillendirmiştir. Çalışmada, bu doğrultuda yaşanan gelişmeler Çorum il merkezi geçiş dönemi evlilik uygulama ve pratikleri ile ilişkilendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Başta yazılı kaynaklar olmak üzere Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu izni ile çalışmaya mülakat ve gözlem yöntemleriyle gerçekleştirilen görüşmeler kaynaklık etmiştir. Yapılan araştırma sonucunda, geleneğin moda ve popülerite arasında şekillendirildiği, modernitenin yaşam pratikleri üzerinde etkili olduğu buna bağlı olarak kültür endüstrisinin geleneği metalaşmış bir ürüne dönüştürdüğü, bireyin kültür anlayışının bu doğrultuda değiştirildiği söylenebilir. Elbette zamana, mekâna veya olağan seyrine bağlı olarak yaşanan değişimler olacaktır. Ancak, kültürel uygulama ve pratiklerin yapılış gayesinin dışında endüstriyel bağlamda gerçekleştirilmesi geleneğin özünün ve aslının unutulmasına da yol açacaktır. Başta bireye has olan unutuş biçiminin zamanla kolektif unutuşa yol açabileceği ön görülmektedir. Bu bağlamda bireysel çabalar, ulusal ve uluslararası uzlaşmalarla yerel kültürel renklerin, birikimin ve hafızanın yok olmaması yönünde birçok çalışmanın yapıldığı bilinmektedir. Bu anlamda yerel kültürlerin günden güne küresel kültür akıntılarıyla farklı bir yöne evrildiği ve yeni uygulama alanlarıyla bu akıntıların toplumda daha görünür olduğu çalışmada geçiş dönemi evlilik uygulamaları üzerinden değerlendirilmiştir.Öğe İbn Manzûr'un Lisânü'l-Arap Sözlüğü örnekleminde Arapça fiil tasrifinde şâz kullanım olgusu(Hitit Üniversitesi, 2024) Gökgöz, Asuman; Topal, AhmetArap dilinde şâz olgusu, erken dönem dil âlimlerinin, Arap diline dair belirledikleri gramer kurallarının dışında kalan dil materyallerini nitelemek için kullandıkları bir kavramdır. Şâz olgusu, erken dönem âlimleri ve çağdaş dönem gramercileri arasında, tanımı, gerekçeleri ve kullanımı gibi açılardan ihtilaflı bir konu olarak Arap dil çalışmalarında yerini almıştır. Bu çalışmanın öncelikli amacı, söz konusu ihtilaflara açıklık getirmek adına şâz olgusunun, erken dönem dil âlimleri tarafından nasıl ele alındığı, hangi gerekçelerle açıklandığı, çağdaş gramercilerin bu olguya ne gibi yorumlar getirdikleri, şâz olgusunun, gramer kurallarının belirlendiği aşamada mihenk taşı olan istişhâd meselesinde hangi şekillerde yer aldığı, şâzın, kadim lehçelerle ne gibi bir alâkasının olduğu ve Kur'ân-ı Kerîm, hadis ve şiirlerde şâz materyallerinin ne şekillerde yer aldığı sorularına geçerli bir yanıt aramaktır. Şâz olgusuyla ilgili oluşmuş literatürün incelenmesi sonucu, fiillerin tasrîfinde görülen şâz kullanımların, klasik bir kaynak temelinde açıklanmasına ve bu kullanımların nahiv ve dil âlimlerinin şâz olgusuna dair zikrettikleri gerekçelerden faydalanmak suretiyle, bilhassa lehçelerle olan alâkasının araştırılmasına yönelik bir boşluk tespit edilmiştir. Çalışmamız, bu boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Araştırmamızın ikincil amacı ise, İbn Manzûr'un sözlüğü Lisânü'l-Arab'daki, şâz fiil tasrîfi kullanımları tespit etmek ve bu materyalin, ulemânın sunduğu şâz kullanım gerekçeleri ve özellikle bu gerekçelerden biri olan lehçelerle olan ilişkisini ortaya koymaktır. Çalışma, şâzın tarihsel serüveninin tespiti için betimsel, şâz fiillerle ilgili verilerin taranması için tümevarım olmak üzere karma yöntemle kaleme alınmıştır. Bu metotlarla yürütülen çalışmamızda, erken dönem dil âlimleri tarafından, şâza dair ortak ve yerleşik bir terminolojinin olmamasından kaynaklı, klasik literatürde şâz olgusunu anlatan nâdir ve kalîl gibi farklı kelimelerin de kullanıldığı görülmüştür. Çalışmamızın, Lisânü'l-Arab Sözlüğü örnekleminde Arapça fiil tasrifi çerçevesinde, klasik eserlerde şâz olgusunun tespiti ve arkasında yatan sebeplerin araştırılması konularında literatüre bir nebze de olsa katkı sağlamasını amaçlıyoruz. Nitekim çalışma, Lisânü'l-Arab'da taranan ve analiz edilen veriler ışığında, fiil tasrîfinde şâz kullanımların büyük ölçüde lehçelerle ilişkili olduğunu iddiâ etmektedir. Anahtar Kavramlar: Şâz, Fiil Tasrîfi, Arap Lehçeleri, Lisânü'l-Arab.Öğe Türk destanlarında dağ kutsalının zaman ve mekân bağlamında değerlendirilmesi(Hitit Üniversitesi, 2024) Türk, Muhittin; Nazlı, AtiyeDağ kültü, birçok toplumda yaygın olan önemli bir kültürel ögedir. Türk kültüründe, mitolojisinde, inanç sisteminde ve anlatı geleneğinde yer kaplamış kutsallardandır. Tanrının gökyüzünde olması sebebiyle, dağlar, yükseklikleri ile ona yakın kabul edilir. İnsanlar tarafından tapınma, ritüel, korunma gibi işlevler yüklenir. Kahramanlar ve efsanevi figürler, maceralarını dağlarda yaşar. Dağları aşarak bilgelik ve güç arayışlarında ilerler ve kutsal topraklarına varmak için dağların zirvelerini hedefler. Yükseklikleri ve Tanrıya yakınlıkları açısından önemlidir. Güç, kutsallık, iye ve ata ruhunu barındıran, kahramanların yoldaşı/sığınağı olan kutsal mekânlardır. Bu özellikler dağların bir kutsal mabet olarak görüldüğünü ortaya koyarken, ata toprağı olması da zamanın döngüselliğini gösterir. Öyle ki, destanlarda karşımıza çıkan ata topraklarına olan hasret, ilksel zamana duyulan özlemden gelir. Dağlara doğru yapılan her yolculuk kahramanı ataları ile bir araya getirir. Ata ruhları ile bağdaştırılan dağların kutsal sayılarak kurban kesilmesi, dualar edilmesi ve sığınak haline gelmesi belirtilen niteliklerden ileri gelir. Aynı zamanda, önemli ritüel merkezi sayılan dağların Tanrının evi olması inancı da yaygın bir gerçektir. İnsanlar için dağlar yerin ve göğün birleşme noktasıdır. Bu birleşme toplumun kutsal ile aralarındaki mesafeyi ortadan kaldırır ve insan ile Tanrıyı dualarda, ritüellerde bir araya getirir. Kutsal/ilksel zamanda Tanrı ile birlikte yaşayan insan, dağa çıktığında o anı tekrar yaşar. Dağa yönelen kişi kendini Tanrıya yakın, Tanrıdan bir parça ve ölümsüz hisseder. Böylece dağlar kutsal mekân olarak kabul edilir ve zamanla bir "dağ kültü" oluşur. Dağdan hareketle inşa edilen mabetler; zigguratlar, obolar, kiliseler, sinagoglar ve piramitler ondan ilham alınarak şekillenir.Öğe Nehcü'l-Belâga'nın Alevî yazılı kaynaklarından buyruklar üzerindeki etkisi(Hitit Üniversitesi, 2024) Yüktaşır, Hikmet; Yurtalan, BetülTarihî sürece baktığımızda hiçbir dinî düşünce ve yapı ilk ortaya çıktığı şekliyle varlığını devam ettirememiştir. Buna Alevîlik inancı da dâhildir. Bu yapıdaki değişimleri takip edebilmenin yollarından birisi de ilgili dinî yapının ürettiği metinlerin bilimsel yöntemlerle izlenmesidir. Bu sebeple ilgili dinî yapının bilinebilmesi için tarihsel arka planının ve metinlerinde kullanılan kavramların iyi etüt edilmesi gerekmektedir. Nehcü'l-belâga'da geçen bazı temel İslâm Mezhepler Tarihi'ne ait kavramların izlerinin ne ölçüde Buyruklar'da yer aldığının tespiti Buyrukların ve Alevîliğin tarihsel ve inançsal yapısının ve kökeninin anlaşılmasını daha da kolaylaştıracaktır. Tezimiz iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Nehcü'l-belâga ve Buyruklar hakkında genel bilgiler verilmiştir. Bunun yanında ilk bölümde Nehcü'l-belâga'nın Hz. Ali'ye aidiyeti ve müellifi konusunda İslâm âlimleri arasında yaşanan tartışmalar ile Buyrukların ne zaman ortaya çıktığı, muhtevasının hangi düşünce ve oluşumlardan etkilenerek oluştuğu konuları ön plana çıkartılmıştır. İkinci bölümde ise Nehcü'l-belâga'nın Buyruklar üzerindeki etkisi incelenmiştir. Eserde Hz. Ali'ye nispet edilen siyasî, sosyal, dinî nitelik taşıyan ve onun siyasî kişiliğini ortaya koyan mektuplar analiz edilmeye çalışılmıştır. Nehcü'l-belâga incelendiğinde eserde Mezhepler Tarihi alanı ile ilgili birçok kavramın mevcut olduğu görülmüştür. Hz. Ali'nin Alevî inanışında merkezi bir konuma sahip olduğu düşünüldüğünde Nehcü'l-belâga'nın Buyruklar üzerinde etkisinin olup olmadığının incelenmesi Buyrukların kökeni ve muhtevası açısından önem arz etmiştir. Nitekim yapmış olduğumuz incelemeler sonucunda Buyruklar üzerinde Nehcü'l-belâga'nın etkisinin olduğu görülmüştür. Bununla birlikte her iki eser arasında farklılıkların da bulunduğu ve etkilerin sınırlı kalabildiği tespit edilmiştir.Öğe Hiyel meselesi ve hadis edebiyatındaki yeri: Buhârî örneği(Hitit Üniversitesi, 2024) Şentürk, Lokman; Yılmaz, FatihMüslümanların karşılaştıkları sorunları çözmek için başvurdukları alternatif yollar anlamına gelen hiyel, İslam düşünce tarihinde çok erken dönemlerden itibaren var olmuştur. Bu bağlamda Hz. Âdem'in oğulları Hâbil ve Kâbil arasında Allah Teâlâ'ya kurban takdim meselesiyle gündeme gelmiş olan bu usul, İslam öncesi Yahudilik ve Hıristiyanlıkta bazı mezvularda uygulandığı gibi Cahiliye Dönemi'nde de kimi meselelerde tatbik edilmiştir. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de bazı ayetlerde, Hz. Peygamber'in kimi yönlendirmelerinde ve sahâbenin de birtakım problemlere çözüm üretmelerinde hile-i şer'iyye örneklerine rastlanılmıştır. Bu usul, ilk defa çıkış yeri anlamındaki "mehâric" ismiyle Hanefîler tarafından kullanılmakla birlikte diğer mezhepler zaman zaman da olsa bu yönteme müracaat etmişlerdir. Dolayısıyla her ne kadar mezkûr yöntem Hanefîler'e nispet edilse de onlar bu durumu mutlak kabul etme yoluna gitmemişler, haramların helal yapıldığı ve bir hakkın zayi edilmesine sebep teşkil eden hileleri uygulama safhasına almamışlardır. el-Camiu's-sahîh'in bazı bölümlerini çeşitli gruplara cevap olsun diye telif eden Buhârî, eserinin hiyel kısmını da bu usulü kullanan Hanefîler'e yönelik rivayetler bağlamında kaleme almış bu doğrultuda o, hukukî tasarruflarda şekli esas alan ve bu şekilde de hileli işlemlerin geçerli olduğunu söyleyenlere karşılık teklifte niyetin dikkate alınması gerektiğini belirterek aykırı bir duruş sergilemiştir. Böylece mezkûr yaklaşımı ile hilenin sünnete muhalefet etmek manasına geldiğini belirtmiş ve bu hususun Müslüman ahlakına yakışmayacağını beyan etmiştir. İşte Buhârî tüm bu anlatılanlar çerçevesinde namaz, zekât gibi ibadetler; ihtiyaç fazlası suyun kullanımına engel olmak, hibeden dönmek, neceş, gasp edilen malın durumu, şüf'a hakkı, yetim kızların mehri, nikâhta yalancı şahitlik ve eşlerin birbirleri haklarına riayet etmeleri gibi muâmelat konularında başvurulan hilelerin dine aykırılığını göstermek üzere, ilgili konularda bâb başlıkları tertip etmiş ve tahric etmiş olduğu rivayetlerle de düşüncesini desteklemiştir.Öğe Östenitleme sıcaklığı ve alaşım oranlarının yüksek manganlı çeliklerin mekanik özelliklerine etkisi(Hitit Üniversitesi, 2024) Yıldırım, Hakan; Erdin, Muhammed EminYüksek manganlı çelikler aşınmaya ve darbeye dayanıklı malzemeler olarak başta madencilik ve çimento sektörlerindeki birincil/ikincil kırıcı makineleri olmak üzere benzer sektörlerde yaygın şekilde ve verimli olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte alaşım ve ısıl işlem şartlarına bağlı olarak malzemede ortaya çıkan olumsuz etkilerden dolayı kırılmalar yaşanmaktadır. Bu kırılmalar işletme faaliyetlerinde büyük hasarlara ve zamansız duruşlara bağlı olarak önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Yüksek manganlı çelikler aşınmaya ve darbeye dayanıklı malzemeler olarak başta madencilik ve çimento sektörlerindeki birincil/ikincil kırıcı makineleri olmak üzere benzer sektörlerde yaygın şekilde ve verimli olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte alaşım ve ısıl işlem şartlarına bağlı olarak malzemede ortaya çıkan olumsuz etkilerden dolayı kırılmalar yaşanmaktadır. Bu kırılmalar işletme faaliyetlerinde büyük hasarlara ve zamansız duruşlara bağlı olarak önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu deneysel çalışma ile yüksek manganlı çeliklerde alaşımlandırma ve ısıl işlem şartlarına bağlı olarak döküm parçanın çalışma koşullarında herhangi bir hasara uğramadan çalışma ömrünü tamamlamasını sağlayacak bilgilere katkı sağlamak amaçlanmıştır. Böylece işletmelerde makine ve kırıcı hasarlarından kaynaklanan bakım ve onarım maliyetlerinin yanı sıra zamansız makine kapanmalarından kaynaklanan ekonomik kayıpların önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Deneysel çalışmalar kapsamında, öncelikle %12-14, %16-18 ve %19-21 aralığında mangan içeren çelik numunelerin Y-blok şeklinde dökümü yapılmıştır. Daha sonra döküm numunelerine 1030, 1050 ve 1080 ?C östenitleme sıcaklıklarında ısıl işlem uygulanmış ve her numuneye çekme, darbe ve aşınma testleri yapılarak en iyi ısıl işlem sıcaklığı ve en iyi alaşım belirlenmiştir. Ayrıca numunelere SEM-EDS analizleri ve metalografik incelemeler yapılarak karakterize edilmiş ve mekanik test sonuçlarıyla uyumlu değerler elde edilmiştir. Tüm bu çalışmalar, östenitleme sıcaklığının 1080 °C seçildiği ısıl işlem şartlarında %12-14 aralığında mangan içeren numunenin mekanik özellikler bakımından daha üstün olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kavramlar: Yüksek manganlı çelik, Isıl işlem, Darbe dayanımı, AşınmaÖğe Resmî söylemleri üzerinden MHP ve İYİ Parti'nin ideolojik-programatik yönelimlerinin karşılaştırmalı analizi(Hitit Üniversitesi, 2024) Şengün, Ümit; Varel, ÜyesiMilliyetçilik üzerinden kendisini konumlandırması açısından siyasi yelpazede MHP ile yakın bir kulvarda yer alan ve 25 Ekim 2017 tarihinde Meral Akşener'in liderliğinde kurulan İYİ Parti'nin Türk siyasi hayatındaki varlığı, beraberinde bu iki parti arasında politik ve ideolojik açıdan kayda değer farklılıkların olup olmadığı tartışmalarına yol açmıştır. Özellikle 2023 genel seçimleri öncesinde bu iki partinin birbirine zıt iki ittifakın (Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı'nın) kilit partilerini oluşturmuş olmaları, İYİ Parti'nin kuruluşundan beri devam eden bu türden tartışmaları daha da alevlendirmiştir. Literatürde, söz konusu iki parti arasındaki benzerlik ve farklılıkların neler olduğuna dair bazı çalışmalar mevcut olmakla birlikte, bunlardan herhangi birinde bu iki partinin ideolojik-programatik yönelimlerinin bütünsel bir şekilde kıyaslandığını söyleyebilmek mümkün değildir. Literatürdeki bu eksikliği doldurmak amacıyla hazırlanan bu çalışmada, söz konusu iki partinin hükümet sistemi, dış politika, sosyal politikalar, terör, temel hak ve özgürlükler, göç sorunu, ekonomi ve eğitim meselelerine yönelik kavrayışları detaylı şekilde parti programları, seçim beyannameleri ve başta parti liderleri olmak üzere partilerin üst düzey yetkili kurullarında yer alan kişilerin kamuoyuna açık demeçleri incelenerek karşılaştırılmaktadır. Ayrıca yine tez kapsamında, bu çalışmaya destek olmak amacıyla etnografik yöntem kullanılarak MHP'yi temsilen Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mevlüt Karakaya, İYİ Parti Genel Başkanlığı adına Genel Başkan Yardımcısı Tolga Akalın ve bu partilerin yerel (Çorum) teşkilatlarında görevli kişilerle yüz yüze mülakatlar da gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada öne sürülen temel hipotez; söz konusu partilerin ideolojik-programatik yönden büyük oranda birbirlerine benzedikleri ve İYİ Parti'nin siyaset sahnesine çıkışının, bu tür farklılıklarından ziyade, elitler arası mücadelenin bir sonucu olduğudur.Öğe Osmanlı Devleti'nde meydana gelen vergi isyanları ve batı ülkeleri ile karşılaştırılmalı analizi(Hitit Üniversitesi, 2024) Gürsoy, Mehmet; Koç, ÖzgürVergiler devletin egemenlik gücüne dayanarak bireylerden topladığı meşru gelirleridir. Bir ülkenin ekonomik ve sosyal yönden güçlü olabilmesi için ilk olarak istikrarlı ve sağlam kaynaklara ihtiyacı vardır. Bu kaynakların en önemlisi vergilerdir. Vergiler ilk olarak tamamen mali amaçlarla alınırken 19. yüzyıldan sonra ekonomik ve sosyal amaçlar için de alınmaya başlamıştır. Fakat vergi var olduğundan beri vergi isyanları onun gölgesi olmuştur. Vergi, maddi ve zora dayalı karşılıksız bir değer olduğundan vergiye karşı bir direnç oluşması normaldir. Çünkü devletler devamlılığını sağlamak isterken bireylerde refahlarını maksimize etmek isterler. Vergi alınması ile harcanabilir geliri azalan birey bu duruma tepki gösterecektir. Bu durumda istenilen şey devletin vergilemede adil olması ve vergi yükümlülerinin de bu duruma gönüllü uyum göstermesidir. Geçmişten günümüze kadar neredeyse bütün ülkelerde vergi isyanları yaşanmıştır. Bu isyanların nedenleri genel olarak vergi yükü olarak bilinmekle birlikte farklı sebeplerle ortaya çıkan isyanlar da yaşanmıştır. Osmanlı Devleti'nde yaşanılan vergi isyanlarının sonuçları itibariyle diğer ülkelerden ayrıldığı noktalar vardır. Çünkü Osmanlı'da yaşanılan bazı isyanların sonucunda büyük yıkımlar söz konusu olmuştur. Buradan hareketle, ekonomik, hukuksal, sosyal ve siyasi boyutları olan verginin, isyanlar ve sonuçları açısından ele alınması, hem halkın refahını arttırmaya çalışan devletin bu amaca daha kolay ulaşmasını, hem de bireylerin vergiye olan tepkilerinin öğrenilmesi ve önlemler alınmasıyla bu tepkilerin minimuma indirilmesini sağlayacaktır.Öğe Türkiye'de belediye vergi gelir ve borçlarının belediye gelirleri kanunu kapsamında incelenmesi(Hitit Üniversitesi, 2024) Güney, Ömer; Aytaç, DenizTürkiye'de yer alan en önemli yerel yönetim birimlerinden birisi belediyelerdir. Belediyelerin yükümlü olduğu görevi icra etmek amacıyla yaptıkları her türlü harcamada finansman kaynakları her zaman ön planda tutulmuştur. Belediyeler, yerel sakinlerin gereksinimlerini yerine getirme sorumluluğuna sahiptir ve zamanla idare alanları artmaktadır. Öte yandan, merkezi otorite belediyelerin sınırlarını köylere karşı kalıcı olarak genişletmektedir. Artan sorumluluk alanları belediyenin yükümlülüklerini ve yabancı kredilere başvurma oranlarını artırmaktadır. Bu çalışmada, belediyelerin gelirleri ve kredileri 5393 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu kapsamında ele alınmıştır.İlgili kanunlar, belediyelerin vatandaşlara düzgün bir şekilde hizmet vermeleri için bir dizi yükümlülüğe sahiptir. Bu nedenle ilgili kanunlar çerçevesinde yapılan detaylı incelemeler ve literatür araştırmaları ile sonuca ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda belediyenin borçlarının sürekli arttığı tespit edilmiş ve artışın bazı nedenleri olduğu görülmüştür. Bunların; belediyenin kendi öz gelir kaynaklarının sınırlı olması, ilgili kanunda belediyenin gelirleri ile ilgili kalemlerin güncellenmemesi, belediyenin vergi oranlarını belirleyememesi ve nihayetinde veri toplama yöntemlerinin modernleşmemesi gibi sebepler olduğu saptanmıştır. Ayrıca belediye gelir ve giderleri arasında bazı tezatlıklar tespit edilmiştir. Belediye giderlerinin her geçen gün arttığı görülmüş ve engellenmesi için bir takım çözüm önerileri getirilmiştir.Öğe Bir kimliğin gerçek heterojenliği ile göreli homojenliği arasındaki Afrika Diasporası(Hitit Üniversitesi, 2024) Moubarak, Mouhamed; Uçar, MetinAfrika Diasporası' kavramı genel olarak sosyal bilimler, özel olarak da sosyoloji alanında oldukça karmaşık bir konu olmaya devam etmektedir. Çünkü tek bir araştırma projesinde incelenmesi mümkün olmayan neredeyse sonsuz sayıda gri alanı kapsamaktadır. Bu karmaşıklığı göz önünde bulundurarak soruna Emile Durkheim'ın mekanik ve organik dayanışmacılığı anlamında bir topluluk olarak diasporanın homojenliğini savunanlar ile buna karşı çıkan ve diasporanın heterojenliğini savunanlar arasındaki tartışma açısından yaklaşmaya karar verdik. Ana hipotez; 'Afrika diasporasının' kavramsal olarak çok da sağlam olmayan bir tekçiliğe ve birlik varsayımına gömülü olması, pan-Afrikanizm gibi hem bilimsel hem de siyasi anlatılar tarafından desteklenmesine rağmen her açıdan heterojen bir yapıyı temsil ediyor olmasıdır. Bu pozisyon; saha çalışmamızdan elde ettiğimiz sosyal kimlik teorisi, gerçekliğin sosyal inşası teorisi, ulusötesicilik ve sosyal temsile yönelik teorik yaklaşımlar ışığında analiz edildiğinde ampirik kanıtlarla da desteklenmektedir. Bu analitik ve teorik perspektiflerden hareketle, kara kıtanın kıta dışında yaşayan çocuklarının tanımlanması için "Afrika diasporası" yerine "Afrika diasporaları" denilecek ve olgu yeniden formüle edilecektir. Yapılan çalışma dört ana bölüme ayrılmıştır: İlk bölümde kavramsal çerçeve ve ilişkili teoriler açıklanacakır. İkinci bölümde diasporanın homojenliği üzerine tezler ile diasporanın hetorojenliğine dair argümanlar incelenmiştir. Ardından elde edilen ampirik veriler ile literatürde yapılan tartışmalar arasındaki ilişkiye yoğunlaşılmıştır. Son bölümde ise Afrika diasporası etiketinin yapısökümü üzerine tartışılmalar yapılarak tez sonlandırılmıştır. Anahtar Kavramlar : Afrika diasporası, kimlik, homojenlik, heterojenlik. Bilim Kodu: 114110Öğe Remzi Oğuz Arık'ın sosyal bilimler alanındaki çalışmaları(Hitit Üniversitesi, 2024) Pazarcı, Gülpınar; Yıldırım, HaticeOsmanlı Devleti'nin yıkılması ve ardından Cumhuriyet'in ilanıyla birçok alanda yenilikler yapıldığı bilinmektedir. Bu yenilikler doğrultusunda modern bir ulus-devlet inşası hedeflenmiştir. Bu bağlamda, yeni kurulan devletin ayakta tutulması ve ileriye taşınması için kamu yönetimine hâkim bürokrat, eğitim sistemine hâkim profesörler gibi bilim insanı ve aydınlara ihtiyaç duyulmuştur. Mustafa Kemal Atatürk için bu konu oldukça önemlidir. Atatürk, ülkenin kalkınması ve modernleşmesi için nitelikli ve aydın insan gücüne ihtiyaç duyulduğunu belirtmiş ve bu doğrultuda yurt dışına öğrenci gönderilmesi yeni kurulan hükümetin gündemine getirilmiştir. Bu süreçte atılan hızlı adımlarla yurt dışına öğrenci gönderilmesi sağlanmış ve çok geçmeden resmi olarak kanunlaştırılmıştır. Yapılan bu politikalarla yurt dışına gönderilen bu öğrenciler ülkelerine döndüklerinde birçok alanda Cumhuriyet'in kalkınmasında rol oynamış önemli isimlerdir. Remzi Oğuz Arık da 1925 yılında yurt dışına gönderilen öğrenciler arasındadır. Arık, yurt dışı eğitiminin ardından yurda dönmüş ve ülkesine önemli katkılarda bulunmuştur. Tarih, arkeoloji, sanat tarihi ve müzecilik alanında uzmanlaşan Arık, Cumhuriyet'in ilk yıllarında sosyal bilimlerin temellerinin atılmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle Eski Anadolu tarihinin aydınlanmasında, Türk arkeolojisinin ve uluslararası milletlere adını duyurmasında büyük katkılar sağlamıştır. Remzi Oğuz Arık, ülkesine döndükten sonra biran bile durmamış sürekli üretmiş, eğitime gönül vermiş ve Türk akademisyenlerin yetişmesi için büyük emekler sarfetmiştir. Bunların yanında fikri görüşleriyle de ülkesinin geleceğinin kaygısını yaşamış hayatının son döneminde siyasete atılmış ve 1954 yılında yaşadığı bir kaza sonucu vefat etmiştir. Remzi Oğuz Arık'ın kısa hayat hikayesi ve akademik çalışmalarına yer verdiğimiz özetle tezimizde Arık'ın sosyal bilimlere katkısı araştırılmıştır. Fikri görüşleri ve yaşadığı dönem göz önünde bulundurulacak olursa Cumhuriyet dönemi tarih ve tarihe yardımcı bilimlerin gelişim evreleri dolayısıyla Remzi Oğuz Arık'ın bu alana katkısı incelenmiştir. Bu bağlamda, başta Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı olmak üzere Milli Kütüphane Süreli Yayınlar Şubesi, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Süreli Yayınlar Bölümü, Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi gibi birçok kütüphane ve akademik çalışmalardan yararlanılmıştır.Öğe Küreselleşme olgusunun ulus devletin egemenlik rolüne etkisi(Hitit Üniversitesi, 2024) Erbil İyibil, Pelin; Uçar, MetinKüreselleşme, dünya genelinde ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda artan etkileşim, bağlantılar ve bütünleşme sürecini ifade eder. Bu süreç, ulus devletlerin geleneksel egemenlik rollerini etkileyen ve dönüştüren önemli bir faktördür. Öncelikle küreselleşmenin ulus devlet üzerindeki etkileri incelendiğinde; ekonomik alanda ulus devletlerin sermaye akımları, ticaret anlaşmaları ve çok uluslu şirketler aracılığıyla giderek daha fazla birbirine bağlı hale geldiği görülmektedir. Bu durum, ulus devletlerin ekonomik politikalarını belirleme ve uygulama yetilerini sınırlandırmaktadır. Ulus devletler küresel ekonomik sistem içinde yer alırken ulusal ekonomik kararlarının küresel piyasaların beklentilerine uygun olması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Siyasi alanda ise ulus devletler, uluslararası kuruluşlar ve anlaşmalar aracılığıyla birçok konuda egemenliklerinden feragat etmek zorunda kalmaktadır. Özellikle uluslararası insan hakları standartları, çevre koruma politikaları ve güvenlik meseleleri gibi konularda, ulus devletler uluslararası normlara uymak zorunda kalmakta ve yerel karar alma yetilerini sınırlandırmaktadır. Kültürel alanda ise küreselleşme, iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve kültürel alışverişin artmasıyla birlikte ulus devletlerin kültürel kimliklerini koruma çabalarını zorlaştırmaktadır. Popüler kültür, moda, müzik ve film endüstrisi gibi alanlarda küresel akımlar ulusal kültürel değerler ile rekabet etmektedir. Bu durum ulus devletlerin kültürel politika oluşturma ve koruma konusundaki etkinliklerini zora sokmaktadır. Sonuç olarak, küreselleşmenin hız kazandığı günümüz dünyasında ulus devletlerin egemenlik rolleri giderek değişim göstermekte ve sınırlanmaktadır. Diğer yandan küreselleşme sayesinde, uluslararası sistemde, ulus devletlerin daha etkin ve rekabetçi hale dönüştüğünü ve varolmaya devam edeceklerini savunanlar da mevcuttur. Ulus devletler, küresel aktörlerle daha fazla etkileşim içinde olmak zorunda kalarak egemenliklerini dengelemeye çalışmaktadır. Bu süreç, ulus devletlerin mevcut yapılarını ve politikalarını gözden geçirmelerini gerektirmekte ve gelecekte uluslararası iş birliği ve etkileşimi daha da önemli hale getirmektedir. Bu çalışmada, ulus devletin küreselleşme süreciyle birlikte egemenlik rolünün zayıflayıp zayıflamadığına ve ulus devletin güç kazanıp kazanmadığına dair temel argümanlara ulaşılmıştır.Öğe Homojen dolgulu sıkıştırma ile ateşlemeli (HCCI) bir motorda biyel – krank ile Rhombic hareket mekanizmalarının yanma üzerindeki etkilerinin incelenmesi(Hitit Üniversitesi, 2024) Seyrek, Barbaros Güngör; Polat, SeyfiHomojen şarjlı sıkıştırma ile ateşlemeli (HCCI) motorlar yüksek termik verimlilikleri ve düşük emisyon karakteristikleri ile geleneksel buji ateşlemeli ve dizel motorlara alternatif olabilecek şekilde geliştirilmeye devam etmektedir. Dizel motorda azot oksit ve partikül madde emisyonlarının eşzamanlı azaltılamaması en önemli zorluklardandır. HCCI motorlarda karışımın homojen olması ve yanmanın düşük sıcaklıklarda gerçekleşmesi azot oksit ve partikül madde emisyonlarının eşzamanlı olarak ultra düşük olmasını sağlamaktadır. HCCI motorlarda yanma başlatacak ve yanma sürecini kontrol edecek doğrudan bir mekanizma bulunmamaktadır. Bu durum HCCI yanması için en önemli zorluğu oluşturmaktadır ve çalışma aralığını sınırlandırmaktadır. HCCI motorlarda düşük yüklerde aşırı fakir karışımlarda ateşlenememe probleminden dolayı tekleme, yüksek yüklerde ise eşzamanlı kendi kendine tutuşmadan dolayı oluşan yüksek basınç artış oranından dolayı vuruntu gerçekleşmektedir. HCCI motorların karşılaştığı bir diğer önemli problem de yüksek motor hızlarına ulaşılamamasıdır. Yüksek motor hızlarında kendi kendine tutuşmanın gerçekleşebilmesi için kimyasal reaksiyonların gelişmesine yeteri kadar zaman kalmamaktadır. Buna bağlı olarak artan motor hızı ile kendi kendine tutuşamama probleminden dolayı HCCI motorun çalışma aralığı giderek daralmakta ve çıkış gücü sınırlanmaktadır. İçten yanmalı motorlarda kullanılan Rhombic hareket mekanizmaları, mekanizmanın geometrik parametrelerine bağlı olarak sıkıştırma ve genişleme esnasında krank mili açısına bağlı farklı hacim değişimi karakteristiği göstermektedir. HCCI motorda sıkıştırma esnasında yüksek motor hızlarında kendi kendine tutuşmayı sağlayacak daha fazla zamanı sağlayabilmek için Rhombic hareket mekanizmasının kullanılabileceği fikri ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, 4 zamanlı, 2.0 L, GM EcoTech buji ile ateşlemeli motordan HCCI motora dönüştürülmüş bir motorun Converge CFD programında nümerik modellemesi ve deneysel verilerle validasyonu yapılarak hem biyel-krank mekanizmasında hem de rhombic hareket mekanizmasında, farklı motor hızlarında, farklı motor yüklerinde, RON20 ve RON40 gibi iki farklı oktan sayısına sahip yakıt kullanılarak simülasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Simülasyon çalışmaları sonucunda motor çalışma haritaları oluşturulmuş, yanma analizleri gerçekleştirilmiş, klasik biyel krank hareket mekanizması ile rhombic hareket mekanizmasının karşılaştırılması yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, RON40 yakıtı ile 800 rpm motor hızında krank ve rhombic mekanizmalarının silindir içi basınç ve ısı dağılım oranı değişimleri karşılaştırıldığında krank mekanizmasının lambda 2.3-2.9 aralığında çalıştığı, rhombic mekanizmasının ise lambda 2.2-3.4 gibi geniş aralıkta çalıştığı ve yanmanın avansa alındığı gözlemlenmiştir. RON20 yakıtı ile yapılan analizlerde HCCI motor krank biyel mekanizması ile 800-1800 rpm aralığında çalışırken, rhombic hareket mekanizması ile 800-2600 rpm gibi daha geniş bir motor hızı aralığında çalışabilmiştir.Öğe Bankacılık sektöründe finansal teknoloji (FinTek) uygulamaları: Türkiye ve Azerbaycan karşılaştırması(Hitit Üniversitesi, 2024) Babazade, Elshan; Kurt Cihangir, ÇiğdemFinansal teknolojinin bankacılık sektörüne girişi, dünya çapında yeni hizmetler, yeni ürünler ve müşteriye yeni bir teslimat yöntemi sunan yeni dijital teknoloji platformlarının doğuşuna tanık olmuştur. Finansal teknoloji, maliyet kazanımının azaltılmasına ve uygulamada zamandan ve emekten tasarruf edilmesine yardımcı olduğundan, yeni iş, teknolojik ilerlemelerle mevcut işlere meydan okumaktadır. Bu finansal teknoloji platformları (FinTek'ler) kitlesel fonlama, ödemeler, varlık yönetimi, borç verme, sermaye piyasaları ve sigorta hizmetleri gibi birçok biçimde ortaya çıkmıştır. Geleneksel bankalar müşterilerine daha iyi ürün ve hizmetler sunabilmek için yeni teknolojiye ayak uyduramamaktadır. Tez çalışmasında yapay zeka, blok zinciri ve nesnelerin interneti gibi teknolojilerden faydalanarak kripto para, açık bankacılık, kitlesel fonlama, eşler arası borçlanma, robot danışmanlık uygulamaları geliştiren finansal teknoloji inovasyonu, ulusal ve uluslararası örneklerle açıklanmıştır. Tez çalışmasının son bölümünde Türkiye ve Azerbaycan finansal teknoloji (FinTek) ekosistemi karşılaştırmalı analiz edilmiştir. Küresel Finans Merkezi İndeksi ve Küresel İnovasyon İndeksi gibi önemli indikatör verilerinden çıkarılan bulgulara göre Türkiye ve Azerbaycan finansal teknoloji ekosistemi dönemsel eğilimler açısından belirgin farklılıklar ve kendine yönelik jeopolitik avantajlar sağladıkları belirlenmişdir. Araştırmaların diğer önemli küresel indekslerle yapılmamasının nedeni Azerbaycan`ın genç ekonomisi ve daha gelişim aşamasında olduğu finansal teknoloji ekosistemidir. Bu nedenle ülke sadece söz konusu iki indeksle karşılaştırmaya dahil edilmiştir. Diğer tarafdan çalışmanın karşılaştırma bölümünde Azerbaycan`ın dijital bankacılık ve finansal teknoloji sistemi ile ilgili bilgilerin kısıtlılığı ve kamu kuruluşların, özel kurumların, derneklerin daha az kapsamlı bilgilerle yetinmesinden dolayı gelmektedir. Karşılaştırmalardan edinilen sonuçlara göre Azerbaycan finansal teknoloji ekosisteminde Türkiye`den geri kalmaktadır. Azerbaycan`ın kardeş ülke Türkiye`den bu konuda daha öğreneceği çok şey vardır. Azerbaycan Güney Kafkasya`nın finansal teknoloji ve dijitalleşme alanında merkez olması için daha çok çalışma yapması gerekmektedir.Öğe Bakır ve pirincin korozyonuna polipirol kaplamanın etkisi(Hitit Üniversitesi, 2024) Gülcan, Resul; Asan, AbdurrahmanBu çalışmada üç korozif ortamda (0,1 M HCl, 0,1 M NaCl ve 0,1 M NaOH) endüstriyel öneme sahip olan bakır (ticari kodu: Cu-ETP-Ams 4500) ve pirincin (ticari kodu: CuZn30-C26000) korozyonuna polipirol kaplamanın etkisi araştırıldı. Polipirol kaplama 0,1 M pirol içeren 0,1 M okzalik asit çözeltisinde dönüşümlü voltametri tekniği ile elektro polimerizasyon yapılarak gerçekleştirildi. Bakır ve pirincin korozif ortamlardaki elektrokimyasal davranışlarını belirlemek için dönüşümlü voltametri ve korozyon hızını belirlemek için Tafel Polarizasyon yöntemi kullanılmıştır. Tüm korozif ortamlarda polipirol kaplama etkinlik göstermiştir. Üç korozif ortamda da polipirol kaplama bakır ve pirincin polarizasyon direncini artırırken korozyon hızını azaltmıştır. Her iki metal için en yüksek korozyon hızı 0,1 M HCl çözeltisinde belirlenirken en düşük korozyon hızı 0,1 M NaOH ortamında belirlenmiştir. En yüksek korozyon hızı 0,1 M HCl ortamındaki bakırda 1,740 mm/yıl olarak belirlenirken en düşük korozyon hızı 0,1 M NaOH ortamında polipirol kaplı bakır elektrotta 0,025 mm/yıl olarak belirlenmiştir. En iyi kaplama etkinliği % 92,38 ile 0,1 M NaOH ortamında polipirol kaplı bakır için bulunmuştur.