Acil servise başvuran akut kalp yetmezliği hastalarında roth skorunun yatış ve taburculuğu ön görmedeki etkinliğinin değerlendirilmesi: Prospektif, gözlemsel kohort çalışması
[ X ]
Tarih
2025
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Hitit Üniversitesi
Erişim Hakkı
info:eu-repo/semantics/openAccess
Özet
INTRODUCTION AND OBJECTIVE: Acute heart failure (AHF) accounts for a significant proportion of emergency department (ED) admissions presenting with dyspnea. Recurrent hospitalizations in patients with heart failure (HF) are not only associated with increased mortality but also contribute to a higher workload and resource utilization within the healthcare system. The Roth score is a scoring system developed to assess the degree of hypoxemia in patients with dyspnea. Several studies conducted after the introduction of the Roth score have evaluated its utility in guiding discharge decisions for patients with respiratory distress. Given that patients with AHF often experience recurrent hospital admissions, elevated mortality, and a considerable burden on healthcare systems, a simple and effective scoring tool that aids in determining hospital admission or discharge decisions could significantly improve patient management. The primary objective of this study was to evaluate the effectiveness of the Roth score in predicting hospital admission or discharge decisions in patients diagnosed with AHF in the emergency department. The secondary objective was to determine the effectiveness of the Roth score in predicting 7-day readmissions among patients who were discharged after receiving treatment for AHF.
MATERIALS AND METHODS: This study was designed as a prospective, observational cohort study conducted in the emergency department of a tertiary care hospital between February 1, 2025, and July 31, 2025. Adult, non-pregnant patients aged 18 years and older who presented to the ED with suspected acute heart failure were eligible for inclusion. Informed consent was obtained from all patients deemed suitable for inclusion and who agreed to participate. Demographic characteristics, vital signs, medication history, comorbidities, administered treatments in the ED, laboratory parameters, and patient outcomes (admission, discharge, or revisit) were recorded. The Roth score—defined as the maximum number reached and the duration of counting aloud after a deep breath—was measured by the primary physician at the time of presentation and again prior to discharge or consultation. Subsequently, the relationship between Roth scores and clinical outcomes, including hospital admission, in-hospital mortality, and 7-day ED revisits, was analyzed statistically. A p-value <0.05 was considered statistically significant.
RESULTS: A total of 106 patients were included in the final analysis, of whom 47.2% (n=50) were female. The median age of the patients was 77.5 years (IQR 72–84). The median initial Roth count was 8 (IQR 6–12.8) and the median post-treatment Roth count was 10 (IQR 7–15). The median initial Roth duration was 5 seconds (IQR 3–6) and the post-treatment median duration was 5 seconds (IQR 4–7). When the relationship between hospital admission or discharge and Roth scores was examined, both count and duration values measured at presentation were significantly lower in hospitalized patients compared to those who were discharged. Similarly, post-treatment Roth scores (both count and duration) remained significantly lower among hospitalized patients. The difference between the initial and final Roth counts was significantly greater in discharged patients (p<0.001 for all parameters), indicating a more pronounced improvement in dyspnea. When Roth scores were analyzed according to mortality and 7-day ED revisit status, no statistically significant differences were found. In multivariate analysis, lactate (OR 0.505 [0.260–0.980]), troponin I (OR 0.995 [0.990–0.999]), and final Roth duration (OR 2.459 [1.399–4.321]) were identified as independent predictors of discharge (p = 0.043, p = 0.016, and p = 0.002, respectively).
CONCLUSION: In conclusion, in patients presenting to the emergency department with acute heart failure, the Roth score provided valuable information as a simple and rapid bedside tool for predicting hospital admission or discharge requirements. Lower Roth scores were associated with more severe clinical presentations, whereas higher scores were indicative of safe discharge. However, based on current evidence, the Roth score should be regarded as a supportive triage tool, not as a standalone determinant of clinical decision-making. Future studies with larger, multicenter cohorts are warranted to validate the Roth score across different populations and to further explore its association with clinical outcomes. Such research will help define the potential of the Roth score as a routine decision-support tool in the emergency management of acute heart failure.
GİRİŞ ve AMAÇ: Akut kalp yetmezliği (AKY) nefes darlığı ile acil servise başvuruların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Kalp yetmezliği (KY) hastalarının tekrarlayan hastane yatışları mortalite ile ilişkili olduğu kadar artmış iş yükü ve artmış kaynak tüketimi ile ilişkilidir. Roth skoru, nefes darlığı olan hastaların hipoksi seviyesini değerlendirmek için geliştirilen skorlama sistemidir. Roth skorunun ortaya çıkmasından sonra yapılan birkaç çalışma bu skorun hastaların taburculuk kararını vermekte kullanılabilirliği değerlendirmiştir. AKY hastalarının tekrarlayan yatış öyküleri, artmış mortaliteleri ve sağlık sistemine olan yükünü azaltacak ve bu hastaların yatış veya taburculuk kararına yardımcı olacak basit ve etkili skorlama sistemi bu hastaların yönetimine katkı sağlayabilecektir. Bu çalışmanın primer amacı acil serviste AKY tanısı alan hastalarda roth skorunun hastanın yatış veya taburculuğunu ön görmedeki etkinliğini değerlendirmektir. Sekonder amacı ise AKY tanısı alıp tedavi sonrası taburcu olan hastalarda yedi gün içinde tekrarlayan başvuruları ön görmede roth skorunun etkinliğini belirlemektir. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmamız prospektif gözlemsel kohort çalışması olarak tasarlanmıştır. 01.02.2025 – 31.07.2025 tarihleri arasında 3. Basamak bir hastanenin acil servisinde gerçekleştirildi. Çalışmamıza 18 yaş üzeri gebe olmayan acil serviste akut kalp yetmezliği düşünülen hastalar dahil edildi. Çalışmaya dahil edilmesi uygun olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden hastalardan aydınlatılmış onam formu alındı. Hastaların demografik verileri, vital parametreleri, kullandığı ilaçlar, eşlik eden komorbiditeler, acil serviste uygulanan ilaçlar, laboratuvar parametleri, hastanın tedavi ve takip sonrasında yatış ya da taburcu olma veya yeniden başvuru bilgisi kaydedildi. Hastanın primer hekimi tarafından başvuru anındaki, taburculuk ya da konsültasyon öncesi roth skoru sayı ve süre olarak hesaplanarak kayıt altına alındı. Ardından roth skorları ile hastaların taburculuk, hastane içi mortalite ve 7 gün içerisindeki yeniden başvuru durumları arasındaki ilişki istatistiksel olarak değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılığı göstermek için p <0,05 değeri kabul edildi. BULGULAR: Çalışmamıza nihai olarak 106 hasta dahil edildi. Hastaların %47,2 (n=50)'si kadındı. Hastaların ortalama yaşı median 77,5 (ÇAA 72-84) yıl idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların roth skorları acil servis başvurularında ve tedavi sonrası konsültasyon öncesi sayma sayısı ve süre cinsinden değerlendirildiğinde ilk roth skoru medyan 8 sayı (ÇAA 6-12,8), son roth skoru medyan 10 sayı (ÇAA 7-15) olarak hesaplanmıştır. İlk roth skoru medyan 5 saniye (ÇAA 3-6), son roth skoru medyan 5 saniye (ÇAA 4-7) olarak saptandı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yatış veya taburculuk ile roth skorları arasındaki ilişki incelendiğinde; başvuru anında ölçülen roth skorları sayı ve süre cinsinden yatan hastalarda daha düşük saptandı. Tedavi sonrasında tekrar değerlendirilen roth skorları sayı ve süre cinsinden yatan hastalarda istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı. Ölçülen roth sayı skorları arasındaki fark taburcu olanlarda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (tüm parametreler için p<0,001). Hastaların mortalite ve acil servisten taburcu edilen hastaların tekrarlayan başvuru durumlarına göre roth skorları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Hastaların acil servisten taburculuğunu ön görmedeki parametreler incelendiğinde laktat (OO 0,505 [0,260-0,980]), troponin I (OO 0,995[0,990-0,999]) ve son ölçülen roth skoru süresi (OO 2,459[1,399-4,321]) taburculuğu ön görmede bağımsız prediktör olarak tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,043, p=0,016, p=0,002). SONUÇLAR: Sonuç olarak, AKY nedeniyle acil servise başvuran hastalarda Roth skoru, basit ve hızlı bir ölçüm olarak, hastanın yatış veya taburculuk gereksinimini öngörmede değerli bilgiler sunmuştur. Düşük Roth skorları ciddi klinik tablo ile ilişkilendirilirken, yüksek skorlar güvenli taburculuk lehine değerlendirilmiştir. Ancak, mevcut kanıtlar ışığında Roth skoru destekleyici bir triyaj aracı olarak kullanılmalı, kesin kararlar için tek başına kullanılmamalıdır. Bundan sonraki çalışmalarda, Roth skorunun farklı merkezlerde ve daha geniş örneklemlerde doğrulanması ve klinik sonuçlarla ilişkisini değerlendiren analizler yapılması Roth skorunun acil serviste karar destek aracı olarak rutin kullanım potansiyeli daha iyi belirlenmesine katkı sağlayacaktır.
GİRİŞ ve AMAÇ: Akut kalp yetmezliği (AKY) nefes darlığı ile acil servise başvuruların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Kalp yetmezliği (KY) hastalarının tekrarlayan hastane yatışları mortalite ile ilişkili olduğu kadar artmış iş yükü ve artmış kaynak tüketimi ile ilişkilidir. Roth skoru, nefes darlığı olan hastaların hipoksi seviyesini değerlendirmek için geliştirilen skorlama sistemidir. Roth skorunun ortaya çıkmasından sonra yapılan birkaç çalışma bu skorun hastaların taburculuk kararını vermekte kullanılabilirliği değerlendirmiştir. AKY hastalarının tekrarlayan yatış öyküleri, artmış mortaliteleri ve sağlık sistemine olan yükünü azaltacak ve bu hastaların yatış veya taburculuk kararına yardımcı olacak basit ve etkili skorlama sistemi bu hastaların yönetimine katkı sağlayabilecektir. Bu çalışmanın primer amacı acil serviste AKY tanısı alan hastalarda roth skorunun hastanın yatış veya taburculuğunu ön görmedeki etkinliğini değerlendirmektir. Sekonder amacı ise AKY tanısı alıp tedavi sonrası taburcu olan hastalarda yedi gün içinde tekrarlayan başvuruları ön görmede roth skorunun etkinliğini belirlemektir. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmamız prospektif gözlemsel kohort çalışması olarak tasarlanmıştır. 01.02.2025 – 31.07.2025 tarihleri arasında 3. Basamak bir hastanenin acil servisinde gerçekleştirildi. Çalışmamıza 18 yaş üzeri gebe olmayan acil serviste akut kalp yetmezliği düşünülen hastalar dahil edildi. Çalışmaya dahil edilmesi uygun olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden hastalardan aydınlatılmış onam formu alındı. Hastaların demografik verileri, vital parametreleri, kullandığı ilaçlar, eşlik eden komorbiditeler, acil serviste uygulanan ilaçlar, laboratuvar parametleri, hastanın tedavi ve takip sonrasında yatış ya da taburcu olma veya yeniden başvuru bilgisi kaydedildi. Hastanın primer hekimi tarafından başvuru anındaki, taburculuk ya da konsültasyon öncesi roth skoru sayı ve süre olarak hesaplanarak kayıt altına alındı. Ardından roth skorları ile hastaların taburculuk, hastane içi mortalite ve 7 gün içerisindeki yeniden başvuru durumları arasındaki ilişki istatistiksel olarak değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılığı göstermek için p <0,05 değeri kabul edildi. BULGULAR: Çalışmamıza nihai olarak 106 hasta dahil edildi. Hastaların %47,2 (n=50)'si kadındı. Hastaların ortalama yaşı median 77,5 (ÇAA 72-84) yıl idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların roth skorları acil servis başvurularında ve tedavi sonrası konsültasyon öncesi sayma sayısı ve süre cinsinden değerlendirildiğinde ilk roth skoru medyan 8 sayı (ÇAA 6-12,8), son roth skoru medyan 10 sayı (ÇAA 7-15) olarak hesaplanmıştır. İlk roth skoru medyan 5 saniye (ÇAA 3-6), son roth skoru medyan 5 saniye (ÇAA 4-7) olarak saptandı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yatış veya taburculuk ile roth skorları arasındaki ilişki incelendiğinde; başvuru anında ölçülen roth skorları sayı ve süre cinsinden yatan hastalarda daha düşük saptandı. Tedavi sonrasında tekrar değerlendirilen roth skorları sayı ve süre cinsinden yatan hastalarda istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı. Ölçülen roth sayı skorları arasındaki fark taburcu olanlarda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (tüm parametreler için p<0,001). Hastaların mortalite ve acil servisten taburcu edilen hastaların tekrarlayan başvuru durumlarına göre roth skorları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Hastaların acil servisten taburculuğunu ön görmedeki parametreler incelendiğinde laktat (OO 0,505 [0,260-0,980]), troponin I (OO 0,995[0,990-0,999]) ve son ölçülen roth skoru süresi (OO 2,459[1,399-4,321]) taburculuğu ön görmede bağımsız prediktör olarak tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,043, p=0,016, p=0,002). SONUÇLAR: Sonuç olarak, AKY nedeniyle acil servise başvuran hastalarda Roth skoru, basit ve hızlı bir ölçüm olarak, hastanın yatış veya taburculuk gereksinimini öngörmede değerli bilgiler sunmuştur. Düşük Roth skorları ciddi klinik tablo ile ilişkilendirilirken, yüksek skorlar güvenli taburculuk lehine değerlendirilmiştir. Ancak, mevcut kanıtlar ışığında Roth skoru destekleyici bir triyaj aracı olarak kullanılmalı, kesin kararlar için tek başına kullanılmamalıdır. Bundan sonraki çalışmalarda, Roth skorunun farklı merkezlerde ve daha geniş örneklemlerde doğrulanması ve klinik sonuçlarla ilişkisini değerlendiren analizler yapılması Roth skorunun acil serviste karar destek aracı olarak rutin kullanım potansiyeli daha iyi belirlenmesine katkı sağlayacaktır.












