Aile sağlığı merkezinde fırsatçı EKG taramasının geriatrik yaş grubunda atriyal fibrilasyonu yakalamadaki önemi

[ X ]

Tarih

2025

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

Hitit Üniversitesi

Erişim Hakkı

info:eu-repo/semantics/openAccess

Özet

Aim: The aim of this study is to determine the prevalence of atrial fibrillation (AF) through opportunistic ECG screening among patients presenting to Family Medicine clinics. The study also seeks to identify both previously diagnosed and undiagnosed cases of AF, examine comorbid conditions potentially associated with AF, and assess whether patients with AF who are at high risk of stroke based on calculated risk scores are receiving appropriate anticoagulant therapy. Materials and Methods: The sample size representing the geriatric patient population aged 65 and over, registered at Mecitözü Family Health Center, consisting of 2533 individuals, was calculated using Epi-info v7.2.6.0 software , and the minimum sample size was determined to be 558. However, to better reflect the prevalence of AF in our region, a total of 1161 individuals aged 65 and over, who visited our Family Health Center within one year and consented to participate in the study, were included. Volunteers were asked to complete a data form that included sociodemographic information and comorbidities. AF screening was conducted using an ECG. The risk of stroke was calculated using the CHA2DS2VA score. Results: In our study, the prevalence of atrial fibrillation (AF) among individuals aged 65 years and older was determined to be 11,8%. When analyzed by gender, the prevalence of AF was found to be 14% in women and 10,1 % in men. Among the individuals diagnosed with AF, 16,79% had not previously been diagnosed, indicating they were undiagnosed cases. In the overall study population, the rate of undiagnosed AF among individuals aged 65 and older was 2%. Among participants with a confirmed diagnosis of AF, the most common comorbidities were hypertension (99,27%), coronary artery disease (89%), hyperlipidemia (73%), obesity (67,9 %), vascular disease (57%), heart failure (48,2%), and diabetes mellitus (40,87%). In terms of stroke risk, 99,27% of individuals with AF were found to have an indication for anticoagulant therapy. According to the CHA₂DS₂-VA scoring system, the mean stroke risk score was 4,19 ± 1,5, and the median score was calculated as 4. Among patients with a known diagnosis of AF, 99.1 % were classified in the high-risk group for stroke, and 84.95% of these individuals were receiving anticoagulant therapy. However, within the overall study population, 29.41% of individuals who were eligible for anticoagulation were not receiving treatment. This indicates that 3.44% of the general population consisted of individuals who required but were not receiving anticoagulant therapy. Conclusion: The data obtained in our study indicate that the prevalence of atrial fibrillation (AF), the rate of undiagnosed AF, and the proportion of individuals who are not receiving anticoagulant therapy despite having an indication are higher than those reported in the international literature. These findings strongly highlight the importance of AF screening in primary healthcare settings. Through effective screening programs implemented at the primary care level, undiagnosed and untreated AF cases can be identified and directed to appropriate treatment, thereby preventing serious complications such as ischemic stroke. Keywords: Stroke probability, Prevalence, Diagnosedatrialfibrillation, Undiagnosed atrial fibrillation, Anticoagulant therapy, Geriatric patient
Amaç: Aile Hekimliği'ne başvuran hastalarda fırsatçı EKG taraması yapılarak atriyal fibrilasyon (AF) sıklığının belirlenmesi. AF tanısı konmuş ve henüz tanısı konmamış hastaların tespiti. AF ile bağlantılı olabilecek ek hastalıkların incelenmesi. İnmeye karşı yüksek risk taşıyan Atriyal fibrilasyon hastaların risk skorunun hesaplanıp antikoagülan tedavi alıp almadıklarının araştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Mecitözü Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 2563 kişilik 65 yaş ve üzeri geriatrik hasta popülasyonunu temsil edecek örneklem büyüklüğü, Epi-info v7.2.6.0 programı kullanılarak hesaplanmış ve minimum 558 kişi olarak belirlenmiştir. Ancak çalışmamızın bölgemizdeki AF prevelansını daha iyi yansıtması için bir yıllık süre içinde ASM'mize başvuran ve çalışmamıza katılıma onay veren 65 yaş ve üstü 1161 kişi dâhil edilmiştir. Gönüllülere Sosyodemografik ve Ek kronik hastalıkları-Komorbitelerini içeren veri formu doldurulmuş. AF taraması EKG ile gerçekleştirilmiştir. İnme riski, CHA2DS2VA skoru kullanılarak hesaplanmıştır. Bulgular: Araştırmada, 65 yaş ve üzeri bireylerde AF prevalansı %11,8 olarak belirlenmiştir. Cinsiyet bazında yapılan değerlendirmede, kadınlarda AF oranı %14 iken erkeklerde bu oran %10,1 olarak tespit edilmiştir. Tanı konmuş AF olguları arasında bireylerin %16,79'ünün daha önce AF tanısı almadığı ve tanısız oldukları anlaşılmıştır. Genel çalışma grubunda ise 65 yaş üzeri bireylerde tanısız AF oranı %2 düzeyindedir. AF tanısı olan katılımcılar arasında en yaygın eşlik eden hastalıklar; %99,27 ile hipertansiyon, %89 koroner arter hastalığı,%73 hiperlipidemi,%67,9 obezite,%57 vasküler hastalıklar, %48,2 kalp yetmezliği ve %40,87 diyabet olarak saptanmıştır. İnme riski açısından değerlendirildiğinde, AF tanısı bulunan bireylerin %99,27'sinde antikoagülan tedavi gerekliliği belirlenmiştir. CHA₂DS₂-VA skorlamasına göre yapılan risk analizinde ortalama skor 4,19±1,5, medyan skor ise 4 olarak hesaplanmıştır. Tanısı bilinen AF'li hastaların %99,1'i yüksek inme riski grubuna dâhil edilmekte olup, bu bireylerin %84,95'nin antikoagülan tedavi kullandığı görülmüştür. Öte yandan, tüm çalışma popülâsyonu içerisinde antikoagülasyon tedavisine gereksinimi olduğu belirlenen bireylerin %29,41'nin bu tedaviyi almadığı saptanmıştır. Bu durum, genel popülâsyonda tedavi alması gerekirken antikoagülan kullanmayan birey oranının %3,44 olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç: Çalışmada elde edilen veriler, AF prevalansı, tanı almamış AF oranı ve antikoagülan tedavi endikasyonu bulunmasına rağmen tedavi edilmeyen bireylerin oranının, uluslararası literatürde bildirilen oranlardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, AF birinci basamak sağlık hizmetlerinde taranmasının önemine güçlü bir şekilde işaret etmektedir. Birinci basamakta yürütülecek etkin tarama programları sayesinde, tanısız ve tedavisiz kalan AF vakaları belirlenerek uygun tedaviye yönlendirilebilir ve bu sayede iskemik inme gibi ciddi komplikasyonların önüne geçilebilir. Anahtar Kelimeler: inme olasılığı, prevelans, tanılı AF, tanı almamış AF, antikuagulan tedavisi, geriatrik hastalar

Açıklama

Anahtar Kelimeler

Kaynak

WoS Q Değeri

Scopus Q Değeri

Cilt

Sayı

Künye